12 Şubat 2010 Cuma

Nejat Uygur'un İzmir Kültürpark'taki Büstü Tartışma Konusu Oldu


11.02.2010- Nejat Uygur'un İzmir Kültürpark'taki büstünün ücra bir köşeye atıldığı haberi tartışmalara yol açtı. Haberde, büstün kimsenin görmediği bir yere koyularak usta sanatçı Uygur'a saygısızlık edildiği öne sürülüyor. İZFAŞ yetkilileri ise bunu yalanlıyor.

Merhum İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina döneminde Çamlık Senar Tiyatrosu'nun ismi, Çamlık Senar Nejat Uygur Tiyatrosu olarak değiştirilmişti. Önüne de Uygur'un bir büstü koyulmuştu. Bir gazetede yayımlanan, tiyatronun yıkılmasıyla birlikte büstün de ücra bir yere taşındığı haberi tartışmalara yol açtı. Haberde, büstün söküldükten sonra uzun bir süre depoda bekletildiği, Nejat Uygur'un telefon edip sorması üzerine yeni yerine taşındığı iddia ediliyor. İZFAŞ yetkilileri ise büstün ana hat üzerinde, görülebilir bir yerde olduğunu söylüyor. Celal Atik Spor Salonu ile fuar holleri arasında bulunduğunu ifade eden yetkililer, vatandaşların görebileceği bir yere yerleştirdiklerini belirtiyor.

Vatandaşlardan bazıları ise Kültürpark'ta Nejat Uygur büstü olduğunu dahi bilmezken bazıları da yol üzerinde dikkatlerini çekerse Uygur'a ait olduğunu anlayabildiklerini söyledi. Büstün bir meydanda dursa daha çok dikkat çekeceğini belirten Ayşin Özmaya, "Fuarda gezerken dikkatimizi çeken bir büst değil. Meydan gibi bir yerde dursa daha iyi olurdu." diye

Kaynanam Nasıl Kudurdu


Deneyimli sanatçılarla sahne almak Kentte birçok etkinlik düzenleyen ekip, gençlere ve çocuklara tiyatroyu tanıtmaya yönelik organizasyonlar da gerçekleştiriyor. Van Devlet Tiyatrosu Müdürü Sedat Şenoğlu, bu yıl “Kaynanam Nasıl Kudurdu” oyunuyla perdelerini açtıklarını, ilk kez sahnelenen oyunun yönetmenliğini Serap Sağlar’ın yaptığını söyledi. Şenoğlu, Ankara Devlet Tiyatrosu ile geçtiğimiz yıl “Ayyar Hamza” oyununu sahnelediklerini belirtti.
60. yıl nedeniyle Başkent’e gelen Van Devlet Tiyatrosu ekibi özellikle çocuklara ve gençlere tiyatroyu tanıtmaya yönelik çalışmaları hayata geçiriyor. Ekip, Kaynanam Nasıl Kudurdu oyununu, tiyatroseverlerin beğenisine sunuyor.

ANKARA’da “Kaynanam Nasıl Kudurdu” oyunuyla seyirciyle buluşan Van Devlet Tiyatrosu, turnelerin yanı sıra büyük şehirlerdeki devlet tiyatrolarıyla ortak projelere imza atıyor.Devlet Tiyatrolarının 60. yılı dolayısıyla birçok yerli oyun seyirciyle buluşuyor. Bu kapsamda, başkente gelen ekip, “Kaynanam Nasıl Kudurdu” isimli oyunu, tiyatroseverlerin beğenisine sunuyor.

Şenoğlu, genç oyuncuların büyük şehirlerde sahne almasını, kendini göstermesini ve daha deneyimli sanatçılarla aynı sahneyi paylaşmasını amaçladıklarını kaydetti.

Dul kadının yaşadıkları

HÜSEYİN Rahmi Gürpınar’ın yazdığı, Ayşegül Çelik Şahin’in tiyatroya uyarladığı oyunun yönetmenliğini Serap Sağlar yaptı. Dekor tasarımı Melih Karakurt, kostümleri Funda Karasaç, ışık tasarımı İlhan Orhan’a ait oyunda, Özlem Gür, Mustafa Şen, Özgür Öztürk, İpek Gezener, Sedat Şenoğlu, Eda Aydınlı, Deniz Keyf, Caner Kadir Gezener, Mustafa Çolak, Murat Altan, Berat Gökçe Gökçenay rol alıyor.

Müdür de rol aldı Elli yaşlarında dul kalan bir kadının genç sevgilisiyle yaşadıkları, çocuklarının bu ilişkiye karşı çıkmasını konu alan oyun, zamanında yaşanan duyguların önemine vurgu yapıyor. Oyunda Van Devlet Tiyatrosu Müdürü Sedat Şenoğlu da rol alıyor.

Salt sanat yapmıyoruz

ŞENOĞLU, Van’da tiyatro yapmanın İzmir’dekinden farklı olduğunu belirterek, “Doğu’daki görevimiz salt sanat yapmakla kalmıyor. Başka şeylere de dikkat etmek zorundayız. İnsanları aydınlatmak, başka bir bakış açısı kazandırmak gibi. Batı’da bu daha kolay, yaptığınız sanatı an ve an kendiniz ve sanatsal gelişiminiz için yapabiliyorsunuz” dedi.

Var olduğunu ispat ettik

Oyunlarında insanları bir arada tutmaya, sevgiye, kardeşliğe yönelik mesajların olmasına dikkat ettiklerini anlatan Şenoğlu, bazı sorunların yaşandığı bir bölgede çok uçuk oyunları sahneye koymanın bir anlam taşımayacağını, kendilerinden bazı beklentiler bulunduğunu söyledi. Şenoğlu, “Van Gölü canavarı var mı yok mu? Var olduğunu ispat ettik. Canavarın aslında gölü kirleten insanlar olduğunu, orada yaşayan balıkların kirletme ve atılan torbalarla mutasyona uğradığını, asıl canavarın karada var olduğunu gösterdik” dedi.

Akdamar Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Şenliği

Van DT Müdürü Sedat Şenoğlu, her yıl “Akdamar Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Şenliği” düzenlediklerini bildirdi. Çok önemli ve güzel bir projeyi hayata geçirdiklerini vurgulayan Şenoğlu, bu yıl şenliğin dokuzuncusunu düzenleyeceklerini ifade ederek:

Başarılı çocukları seçiyoruz “Şubat ayında öğretmenlere ilköğretim öğretmenlerine ücretsiz kurs açıyoruz. Konuşma sanatı, tekniği ve yaratıcı drama kursu veriyoruz. Öğretmenlerimiz burada edindiği deneyimlerle öğrencilerine tiyatro çalıştırıyor. Çocuklar, 23 Nisanda başlayan şenlik kapsamında, oyunlarını Cumhuriyet Caddesinde sahneliyor. 500-600 çocuk, ellerinde pankartlarla kostümlerini giyiyorlar caddede yürüyüş yapıyoruz. Şenlik, 19 Mayısa kadar sürüyor. Bu şenliklerde başarılı olan çocukları seçiyoruz” dedi.

Sevgililer Günü'nde Üç Romeo Üç Juliet


Sevgililer Günü Konserini 12 Şubat akşamı 13. Uluslararası Ankara Caz Festivali kapsamında gerçekleştirecek olan Bilkent Senfoni Orkestrası yoğun talep üzerine konseri 13 Şubat’ta tekrarlayacak.

12 ve 13 Şubat günlerinde verilecek “Sevgililer Günü Konserleri”ni BSO Müzik Direktörü Klaus Weise yönetecek. Konserlerde “Romeo ve Juliet” temalı üç eser seslendirilecek.

Konser saat 20.00’de

Çaykovski ve Prokofyef’in “Romeo ve Juliet” eserleriyle birlikte Leonard Bernstein’ın modern bir Romeo-Juliet

versiyonu olan “Batı Yakası Hikayesi”nden ”Senfonik Danslar” yorumlanacak. 12 ve 13 Şubat günlerinde Bilkent Konser Salonu’nda saat 20.00’de başlayacak konserlerin biletleri; www.mybilet.com adresinden temin edilebilir

11 Şubat 2010 Perşembe

hergün bir şair (Ataol Behramoğlu)


13 Nisan 1942’de İstanbul Çatalca’da doğdu. İlköğrenimini Kars ve Çankırı'da yaptı. 1966'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 1962'de Türkiye İşçi Partisi'ne girerek ilk örgütlenme çalışmalarına katıldı. "Fikir Kulüpleri Federasyonu"nun (FKF) kurucuları arasında yer aldı. "Dönüşüm" dergisininin kuruluş çalışmalarına katıldı, sahipliğini üstlendi.
1970'te İsmet Özel’le birlikte "Halkın Dostları" dergisini çıkardı. Aynı yıl İngiltere'ye, daha sonra Fransa'ya gitti. Paris'te otel katipliği, öğretmenlik yaptı. 1972'de Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Sovyet edebiyatı üzerine inceleme yaptı. 1974'te Türkiye'ye döndü. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda dramaturg olarak çalıştı. 1975'te kardeşi Nihat Behramoğlu'yla birlikte "Militan" dergisini kurdu. "Sanat Emeği" dergisinin kurucuları arasında yer aldı.
1979'da Türkiye Yazarlar Sendikası'nın genel sekreteri oldu. Yayınevlerinde çalıştı. 12 Eylül harekatından sonra 1982’de Barış Derneği Davası nedeniyle 10 ay tutuklu kaldı. 1984’te Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’ne bağlı Centre de Poetique Comparee bölümünde Türk ve Dünya Şiiri üstüne seminerler izledi, çalışmalar yaptı. İlk şiirleri "Ataol Gürus" takma adıyla Yeni Çankırı, Yeşil Ilgaz, Çağrı gibi yerel gazete ve dergilerde yayınlandı.
Yükseköğrenimi sırasında Yapraklar, Dost, Evrim, Ataç gibi dergilerde çıkan şiirleriyle dikkat çekti. Bu dönemin şiirlerini biraraya getiren ilk şiir kitabı "Bir Ermeni General" 1965'te Ankara'da Toplum Yayınevi'nce basıldı. Gençlik dönemi şiirlerinde Orhan Veli, Attilâ İlhan ve İkinci Yeni şiirinin ortak özellikleri etkin. Gerçek şiir kimliği 1965-1971 arasında Papirüs, Şiir Sanatı, Yeni Gerçek, Yeni Dergi ve Halkın Dostları'nda çıkan şiirleriyle oluştu. Bu şiirlerde toplumcu, etkin bir edebiyat anlayışının örnekleri yer aldı.
Uzun yıllar siyasi nedenlerle Fransa'da ikamet etti. Şiirleri bütün büyük dillere çevrildi. Toplumcu gerçekçi şiir ilkelelerine yöneldi, şiirini yeni biçim ve tema arayışlarıyla besledi. Çevirileriyle de dikkat çekti. Edebiyat ve kültür üzerine yazdıkları, antoloji ve diğer çalışmalarıyla kuşağının önde gelen yazarları arasına girdi.Kendisi halen İstanbul Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümünde doçent sıfatıyla anabilim dalı başkanlığı görevini yürütmektedir.

--------------

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
Gecenin geldiğini görürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir akam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye başlar
Kuş sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birdenbire karışır

Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden başlar

Ataol Behramoğlu

gözler

Her şeyin sırrını ele verir gözler. Bir kayboluşun, sevginin, yaşın, umudun, kişiliğin ve kimliğin sırrını mesela. Aşklar ilkin gözlerde başlar. Ve son veda sözcüklerinde gözlerden süzülür yine okyanus dolusu yaşlar..

Peki ya ne kadar çabalayabilir insan sadece gözlerini görebildiği bir insan için? Bir ömür? Bir yıl? Bir an? Bilmiyorum..

Yalpalıyor kelimelerim yüzü her aklıma geldiğinde, onu her düşünüşümde burkulan içimi kaplıyor kasvetli bir hüzün.. Dün gözlerine son defa bakarken, acaba dedim. Acaba on yıl sonra, kiminle? Nerde? Nasıl? Bir oyuncunun dramını sezdim. Elinde şarap şişesi sokaklarda dolaşan yaşlı bir kadın gördüm. Gözlerimi kaçırdım gözlerinden.

Bir mülteci, bir şair, yaralı bir anka kuşu yanıp da dirilemeyen, adına hüzün yapışmış ne varsa “o”. ‘mutlu gözlerini binlerce orospunun çürümüş etleriyle kaplamış “o”. Yanına yaklaşılmaz bir koku üzerinde. Ama yinede, gözlerinde.. Bakma! Görme! Daha ne kadar acı, ne kadar çocuk, ne kadar keder ve yalanlar var.. Bilme!

Kaçıyorum aynalardan. Gözlerim gözlerine değmişti “o”nun söküp atsam mı yuvalarından? Tenimde zehri, içimde hüznü.. ama yinede gözleri.. bir mülteci, bir şair yaralı bir şarkı, ayağı kırık bir şiir.. Gözlerine ne iltifatlar yakıştırsam karşılamaz bakışının anlamını. Hiçbir betimleme tam anlatamaz geçişmiş acılarını!

Her insan yaşar elbet ağır aksak kör topalda olsa yaşar.. her şeyi saklayabilir insan hayatı boyunca, binlerce yalan ve binlerce kılıfa sokabilir hatalarını, acılarını. Ama her şeyin sırrını ele verir gözler. Bir kayboluşun, sevginin, yaşın, umudun, kişiliğin ve kimliğin sırrını mesela..


uur

TİYATROLARDA NELER VAR?


Shakespeare'in yazdığı, Kemal Aydoğan'ın yönettiği ''7'' adlı müzikal, 4 Şubattan itibaren 7 Şubat Pazar gününe kadar Oyun Atölyesi'nde sahnelenecek. Haluk Bilginer'in baş rolü oynadığı eserde, Evrim Alasya, Selen Öztürk, Zeynep Alkaya ve Tuğçe Karaoğlan rol alıyor. ''Bir şeyler'' üzerine kurgulanan oyunda, ergenlikle yaşlılık arasında insanın geçtiği birtakım ''durakların 7 perdelik ömrü'' ele alınıyor.

Neena Beber'in yazdığı, Tufan Karabulut'un yönettiği ''Kurgu'' adlı oyun, 7 Şubat Pazar günü Barış Manço Kültür Merkezi'nde gösterilecek. Tiyatro Fora'nın sahneye koyduğu eserde, Tufan Karabulut, Arda Kavaklıoğlu ve Yeşim Alıç oynuyor. Oyunda, çocukluk arkadaşının çöküşünü izleyen, hırslı bir sinemacının hikayesi anlatılıyor.

Murat Karasu'yun yönettiği ''Beyaz'' adlı eser, 5 Şubatta Fransız Kültür Merkezi'nde sanatseverlerle buluşacak. Başak Daşman ve Zeynep Utku'nun rol aldığı oyun, ölmekte olan annelerinin başında beklemek zorunda kalan iki kız kardeşin yaşadıklarını ele alıyor.

Kaan Erkam'ın yazdığı, yönettiği ve oynadığı ''Meyhanede'' adlı oyun, 6 Şubat Cumartesi gününden itibaren hafta boyunca Ortaköy Kültür Merkezi Afife Jale Sahnesi'nde izlenebilecek. 1899 yılının İstanbul'unda geçen oyunda, bir Ermeni meyhanesinde yaşanan bir sohbeti içeriyor. Ünlü modacı Neslihan Yargıcı'nın da rol aldığı eserde, Hasan Bayrak, Levent Tayman, Elçin Fakir, Kaan Erkam, Ararat Mor, Aris Bayraktaryan ve Sultan Çelik rol alıyor.

Susanne Schneider'in yazdığı, Savaş Mutlu'nun yönettiği ''Elveda Saray-Bosna'' adlı eser, 6 Şubatta Kartal Belediyesi Uğur Mumcu Sahnesi'nde izleyiciyle buluşacak. Yeliz Alkan, Adilcan Demirel ve Erdem Topuz'un oynadığı eserde, düşman tarafından kuşatılmış Saraybosna'da yaşanan olaylar ele
alınıyor.

Selçuk Mert'in yazıp yönettiği ''Yap Boz'' adlı oyun, 11 Şubat Perşembe günü Kumbaracı 50'de sahnelenecek. Ulaş Adıyan, Onur Berk Arslanoğlu, Burcu Büyükakkaş, Onur Çakmak ve Ozan Erbak'ın rol aldığı oyunda, şiddetin toplum mekanizması ve toplumsal oyunlarla iç içe geçen noktaları anlatılıyor.

Yunus Emre Kültür Merkezi'nde ise 5 Şubatta ''Meyve Bahçesi Bizim Olacak'', ''Sokağa Çıkma Yasağı'' ve ''Tersine Dünya'' isimli oyunlar ile 7 Şubat Pazar günü ''Denizkızı ve Korsanlar'' adlı oyun izlenebilecek.

ŞEHİR TİYATROLARI'NDAN YENİ OYUN: ''BAKHALAR''
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Romanya Cluj Ulusal Tiyatrosu Sanat Yönetmeni Mihai Maniutiu ile Romanyalı sahne-kostüm tasarımcısı Valentin Codoiu ve Romanyalı koreograf Vava Ştefanescu'nun birlikte çalıştığı ''Bakhalar'' adlı oyunu tiyatroseverlerle buluşturuyor.
Euripides'in yazdığı, Mihai Maniutiu'nun düzenleyip yönettiği oyunun prömiyeri, 5 Şubatta Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde gerçekleştirilecek. Çevirisini Tarık Günersel'in, sahne-kostüm tasarımını Valentin Codoiu'nun, koreografisini Varvara Ştefanescu'nun, ışık tasarımını Murat Selçuk'un yaptığı oyunda, Jülide Kural, Şebnem Köstem, Aslı İçözü, Meriç Benlioğlu, Özge Borak Şakrak, Özge Kırış, Nergis Çorakçı, Seda Fettahoğlu, Esin Umulu, Çağlar Yiğitoğulları, Ali Mert Yavuzcan, Doğan Altınel, Mert Tanık, Okan Patırer, Nihat Alpteki, Cemal Ahhan Şener ve Özgürefe Özyeşilpınar rol alıyor.
Oyun, 14 Şubat Pazar gününe kadar izlenebilecek.

ÇOCUK TİYATROSU
Küçük tiyatroseverler ise hafta boyunca İçim Smartt ana sponsorluğunda, BKM organizasyonuyla düzenlenen dünyaca ünlü Face Team ekibinin Bugs Bunny ile ''Basket Show''unu, 6 ve 7 Şubat tarihlerinde Abdi İpekçi Spor Salonu'nda izleyebilecek. Tüm dünyada çocukların sevgilisi olan ünlü çizgi film kahramanı Bugs Bunny, İstanbul'a kendisi gibi çok ünlü arkadaşları ile geliyor.

Türk Telekom'un çocuklar için geliştirdiği ''TTÇocuk'' portalının sponsorluğuyla Türkiye'de bulunan Disney Live ''Mickey'nin Masal Dünyası'' adlı müzikal gösteri, hafta boyunca Haliç Kongre Merkezi'nde sergilenmeye devam ediyor. Mickey, Minnie, Donald ve Goofy'nin sunumuyla, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Sindirella, Güzel ve Çirkin masallarının canlandırıldığı gösteride, görkemli bir dekor, etkileyici koreografi, yaratıcı ışıklandırma ve muhteşem kostümler ön plana çıkıyor.

10 Şubat 2010 Çarşamba

hergün bir şair (Cahit Sıtkı Tarancı)

Cahit Sıtkı Tarancı, (d. 2 Ekim 1910, Diyarbakır - ö. 13 Ekim 1956, Viyana).

Şair. Melankoli yüklü dizeleri ile tanınmış, "Otuz Beş Yaş" şiiri ile özdeşleşmiştir.
İlkokulu Diyarbakır'da bitirdikten sonra, Galatasaray Lisesi'nde okudu. Asıl adı Hüseyin Cahit'tir. Fransızcayı çok iyi öğrenerek Baudelaire, Rimbaud, Mallarmê'yi özümsedi. Mülkiye öğrenimini Türkiye ve Paris'te yaptı. İkinci Dünya Savaşının çıkması üzerine okulunu tamamlayamadan yurda döndü. 1946'da CHP Şiir Ödülü'nde birincilik aldı. Anadolu Ajansı ve Çevirme Bakanlığı'nda tercüman olarak çalıştı. 1953 yılında, genç yaşta ağır bir hastalığa yakalandı. 1956 yılında tedavi için Avrupa'ya götürüldü; fakat iyileşemedi. Aynı yıl Viyana'da öldü.
'Sanat için sanat' ilkesine bağlı kaldı. Ona göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Vezin ve kafiyeden kopmamış; ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır. Açık ve sade bir üslubu vardır. Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere başvurmuştur.
Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiş, nedense hep ölümün üstüne gitmiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur.

--------

Kapımı çalıp durma ölüm,
Açmam;
Ben ölecek adam değilim.

Alıştım bir kere gökyüzüne;
Bunca yıllık yoldaşımdır bulutlar.
Sıkılırım,
Kuşlar cıvıldamasa dallarında,
Yemişlerine doymadığım ağaçların,
Yağmur mu yağıyor,
Güneş mi var,
Farketmeliyim
Baktığım pencereden.
Deniz görünmeli çıksam balkona.
Tamamlamalı manzarayı
Karlı dağlarla sürülmüş tarlalar.
Ekmekten olamam doğrusu,
Nimet bildiğim;
Sudan geçemem,
Tuzludur teneffüs ettiğim hava.
Ya nasıl dururum olduğum yerde,
Öyle upuzun yatmış,
İki elim yanıma getirilmiş,
Hareketsiz,
Sükûta râmolmuş;
Sanki devrilmiş bir heykel?

Ellerim ne der sonra bana?
Soğumuş kalbime ne cevap veririm?
Utanmaz mıyım ayaklarımdan?

Kalkmalıyım,
Dolaşmalıyım,
Sokaklarda, parklarda.
El sallamalıyım
Giden trenlere,
Kalkan vapurlara.
Bilmeliyim,
Gölgelerin boyundan,
Saatin kaç olduğunu...
Islık çalmalıyım.
Türkü söylemeliyim
Yol boyunca,
Keyfimden ya hüznümden.
Geçmiş günleri hatırlamalıyım,
Dalıp dalıp akarsuya,
Hayaller kurmalıyım,
Güzel geleceğe dair.
Yanımdan geçenler olmalı,
Selâm almalıyım;
Robenson'u düşünmeliyim,
Garipliğini:
Şükretmeliyim
İnsanlar arasında olduğuma.
Nedir ki eninde sonunda ölüm?
Ayrı düşmek değil mi aşinalardan?

Kapımı çalıp durma ölüm,
Açmam;
Ben ölecek adam değilim.

Cahit Sıtkı Tarancı