12 Mart 2010 Cuma

'Turhan Selçuk bir devrimciydi...'


Turhan Selçuk dün gece 01:30 sıralarında tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Selçuk, Cumartesi saat 14.00'de Cumhuriyet gazetesi önünde yapılacak bir törenle sonsuzluğua uğurlanacak.

'Abdülcanbaz' karakterinin yaratıcısı Turhan Selçuk, dün tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Selçuk'un ölümünün ardından konuşan dostları, meslektaşları Selçuk'u kaybetmenin üzüntüsünü anlatırken Selçuk'un çizgilerini faşizme ve emperyalizme karşı kullandığını hatırlattılar.

Karikatürcüler Derneği Başkanı Metin Peker, Turhan Selçuk'un ölümünün ardından yaptığı açıklamada üzüntülerinin çok büyük olduğunu ifade ederek, “Turhan Selçuk, ülkenin en önemli devrimcilerindendi. Çizgisini her zaman faşizme ve emperyalizme karşı kullanan, adam gibi adam, insan gibi insan, karikatürcü gibi karikatürcüydü” dedi.

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: "NHKM çatısı altında Canlandırma Sanatları başlığı altında oluşturduğumuz ÇİZGİTEK çalışmasına başladığımız şu günlerde Turhan Selçuk'u kaybettiğimizi öğrendik. Turhan Selçuk, Türk karikatürünün modernleşme serüveninde öncü rolü oynamış en önemli birkaç ustadan biridir. Karikatürümüzü evrensel bir dil olarak yaratan ve bu seviyede kendini dünyaya kabul ettiren ilk ustadır. Gerek estetik gerekse inandığı ve savunduğu siyasal görüşleri bakımından da önemli bir sanat insanıdır. 1940'lardan bu yana çizgi alanında hiç durmadan üreten bir ustanın yeri doldurulamaz. Tarihe tanıklık eden çizgileri yanında, duruşu ve çalışkanlığı ile de her zaman örnek bir usta olarak kalacaktır."

Cumhuriyet Gazetesi çizerlerinden, karikatürist Murat Sayın “Turhan baba” diye hitap ettiği Selçuk'un, Türkiye Cumhuriyeti’nin, o eski toprakların mert, sağlam çizerlerinden olduğunu kaydetti. Sayın, “Turan baba bir dönem, bir ekol ve bir duruştu. Onun için de hakkakten çok üzgünüz, çok büyük kayıp. Umarım giden sadece bedenler olur” dedi.

Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel, "Turhan Selçuk, tartışmasız Türk karikatünün en önemli ismiydi. Bu önemi ve çizerliği önemüzdeki yıllarda da etkisini sürdürecektir. Onun çizgileri genç kuşaklara ilham olmaya devam edecek yeni nesiller, onun çizgilerini unutmayacaktır. Selçuk; aynı zamanda bir düşünür, aydın, yurtseverdi. İlkelerinden hiç ödün vermedi. Çizgileri, çizgilerindeki düşüncelerle bize aydınlığı gösterdi. Türkiye, çok büyük bir değerini yitirmiştir" dedi.

Cumhuriyet Gazetesi karikatüristlerinden Kamil Masaracı yaptığı açıklamada, "Turhan Selçuk, tartışmasız çok önemli isimlerdendi. Önemli çizerliği önümüzdeki yıllarda da etkisini gösterecek. Onun çizgileriyle gençler yetişecek. Çok önemli bir düşünürdü, yurtseverdi. İlkelerinden hiçbir zaman ödün vermedi. Çizgileriyle bize aydınlıkları gösterdi. Siyasetle içiçe bir insandı ve bir karikatürist olarak en iyi örneklerini verdi. Herkesin başı sağolsun. Turhan Selçuk'u çok özleyeceğiz. Milas'ta Turhan Selçuk'un bir karikatür evi hazırlıkları vardı. İsterdik ki, karikatür evinin açılışında orada bulunabilsin ama orada yeni Turhan Selçuk'ların yetişebileceğine inanıyorum" dedi.

Türkiye Komünist Partisi'nden başsağlığı mesajı
TKP Siyasi Büro tarafından Cumhuriyet gazetesine gönderilen başsağlığı mesajında, "Bir aydın kuşağı içinde önemli yeri olan, ülkemiz politik mizahının, politik düşüncesinin yaratıcı kalemlerinden, Cumhuriyet gazetesinin emekçilerinden karikatür sanatçısı Turhan Selçuk'un acı kaybı nedeniyle tüm Cumhuriyet çalışanlarına ve kardeşi İlhan Selçuk'a başsağlığı diliyor, Turhan Selçuk'un kaybının acısını paylaşıyoruz" denildi.

Turhan Selçuk kimdir?
Cumhuriyet'te "Söz Çizginin" köşesinde okurlarıyla buluşan 'Abdülcanbaz' karakterinin yaratıcısı, çizerlerin duayeni Turhan Selçuk 1922’de Milas’ta doğdu. İlk karikatürleri Adana’daki ortaöğrenimi sırasında aynı yerde çıkan Türk Sözü gazetesi ile İstanbul’da Kırmızı Beyaz ve Şut spor dergilerinde yayımlandı(1941). 1943’te Akbaba’nın kadrosuna girdi, 1948’de Tasvir’de karikatürcü ve ressam olarak çalıştı; Refik Halit Karay’ın çıkardığı Aydede’nin baş çizeri oldu. Kardeşi İlhan Selçuk’la birlikte 41 Buçuk (1952), Dolmuş (1956) mizah dergilerini çıkardı. 1949’da, dünyada Steinberg’in öncülüğüyle başlayan modern karikatür anlayışına yöneldi. Yeni İstanbul gazetesindeki yazılarında “grafik mizah”ın karikatürün evrensel anlatımı olduğunu savundu; çalışmalarını bu yönde sürdürmeye başladı.

Yeni İstanbul, Yeni Gazete, Akşam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde ve Akis, Yön, Devrim, Toplum, vb. dergilerde çizdi. 1957’de Milliyet’te çizmeye başladığı Abdülcanbaz dizisi büyük ilgi gördü. Tiyatroya ve sinemaya uyarlanan bu çizgi romanın bir deseni 1991’de PTT tarafından pul olarak basıldı. 1969’da iki arkadaşıyla Karikatürcüler Derneği’ni kuran Turhan Selçuk 1973’te Sanatçılar Birliği tarafından “Halkın Sanatçısı”, 1983’te Gazeteciler Cemiyeti tarafından “Yılın Karikatürcüsü” seçildi. Yurt içinde ve dışında çeşitli ödüller aldı: Bordighera Altın Palmiye (1956) ve Gümüş Hurma (1962), İppocampo (1970), Vercelli (1975), Sedat Semavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü (1984), Cumhurbaşkanlığı Büyük Sanat Ödülü (1997) vb. 1992’de Dışişleri Bakanlığı’nın önerisi üzerine hazırladğı “İnsan Hakları” konulu sergisi Avrupa Konseyi’nin önerisiyle ilk kez Strasbourg’da açıldı, 1997’ye kadar Avrupa’nın çeşitli kentlerinde ve Güney Afrika’da dolaştı. “Barış ve Kitap” konulu karikatürü 1992’de Avrupa Konseyi’nin başlattığı kitap okuma kampanyası boyunca bütün afiş ve dokümanlarda logo olarak kullanıldı. Sanatçı, çalışmalarını Turhan Selçuk Karikatür Albümü (1954), 140 Karikatür (1959), Turhan 62 (1962), Hiyeroglif (1964), Hal ve Gidiş Sıfır (1969), Söz Çizginin (1979) adlı albümlerinde topladı. 1980`de Milliyet`e döndü. Selçuk son olarak Cumhuriyet gazetesinde çalışıyordu.

'TRT kendi sanatçısını dışlıyor'


TRT İstanbul Radyosu, 11-12 Mart tarihleri arasında “Yayıncılıkta Türk Müziği” başlıklı bir sempozyum düzenleniyor. Ancak sempozyumda kurumun kendi sanatçılarına söz hakkı verilmiyor!

Harbiye'deki TRT İstanbul Radyosu'nda gerçekleştirilen sempozyumun ilk günü olan dün, gerçekleşen üç oturumda tek bir TRT sanatçısına bile konuşmacı olarak yer verilmedi. TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin ile Basından Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın açılış konuşmalarının ardından başlayan oturumlarda, Power FM, Kral Radyo, Açık Radyo, ATV, Şahin Özer Yapımcılık, Ulus Müzik, TMC, Müzikotek, TTNet gibi özel yayın kuruluşlarının ve müzik piyasasının temsilcileri konuştu.

Konu ile ilgili bir açıklama yapan Haber-Sen, “Bu sempozyum programı da ortaya koyuyor ki, TRT yönetimi müziğe piyasanın penceresinden bakmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

TRT yönetimi TRT sanatçısına karşı
Sendikanın açıklamasında, TRT yönetiminin bu yaklaşımının son sempozyuma özgü olmadığına dikkat çekilerek, geçmişte TRT sanatçıları zararına uygulanan bazı politikalar hatırlatıldı. İşte Haber-Sen'in açıklamasında yer alan o hatırlatmalar:

- 30 Eylül 2004’te dönemin TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz imzalı bir duyuru ile yıllarını TRT’ye vermiş 400’den fazla akitli sanatçının işine son verildi. O gün şöyle demiştik: “Eğer, yıllardır evlerimizde nineyle torun aynı şarkıları mırıldanıyorsa, TRT ve TRT sanatçıları sayesindedir. Edirne’de bir Erzincan türküsüyle hüzünleniyor, Aydın’da bir Trabzon türküsüyle neşelenebiliyorsak, yine TRT ve TRT sanatçıları sayesindedir. TRT olmasaydı, belleklerimize kazınan eserler ve onları yaratan, yorumlayan sanatçılar olmayacaktı. TRT olmasaydı, kuşaklar boyunca kültürümüzü Anadolu’nun her köşesine, hatta dünyaya ulaştırmak söz konusu olmayacaktı. TRT olmasaydı, sanatsal üretim, müzik piyasasının ticari kaygılarına; televole ekranlarının yoz ellerine teslim olacaktı. TRT’nin bu görevini sürdürmesini sağlayan, ses ve saz sanatçılarıdır.”

- Şenol Demiröz’den görevi devralan İbrahim Şahin, TRT’ye gelir gelmez bir yasa değişikliği hazırlattı. Bu taslak Bakanlar Kurulu tarafından onaylandı ve 8 Mart 2008 tarihinde TBMM’ye sunuldu. Yasa tasarısında, TRT sanatçılarının Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilmesi öngörülüyordu. Sendikamızın öncülüğünde yapılan eylem ve etkinlikler sonuç verdi, bu düzenleme yasa tasarısından çıkarıldı.

- Ancak İbrahim Şahin, yasa ile yapamadığını daha sonra yönetim kurulu kararı ile gerçekleştirdi. TRT Yönetim Kurulunun RTÜK tarafından onaylanan 4 Eylül 2008 tarih ve 2008/304 sayılı kararı ile boş bulunan bütün stajyer sanatçı, sanatçı, orkestra şefi ve tonmayster kadroları iptal edildi. Dolu kadrolar da şahsa münhasır hale getirildi. Yani bu kadrolar boşaldıkça iptal edilecek, emekli olan sanatçıların yerine yenileri alınmayacaktı. Bu kararla birlikte TRT’ye kadrolu ses ve saz sanatçısı alımı durduruldu.

- Aynı uygulama senfoni orkestralarına da yapıldı. Bu karara göre, senfoni orkestralarında görev yapan solist sanatçıların emeklilik, nakil, ölüm gibi nedenlerle boşalan kadroları iptal edilecek, bu pozisyonlara yeniden solist sanatçı unvanı ile atama yapılamayacaktı. Boşalan “solist sanatçı” kadroları, “sanatçı” kadrosuna da çevrilmedi.

- TRT’ye kadrolu sanatçı alınmazken, yarışmalarda kısa mesaj (SMS) ile dereceye girenler ‘sözleşmeli sanatçı’ olarak çalıştırılmaya başladı.

- Sanatçı kadrolarını iptal eden TRT yönetimi, 24 saat müzik yayını yapan bir kanal açarak kamu kaynaklarını müzik piyasasına aktardı. TRT yönetimi müzik kanalını açarken 400’den fazla ses ve saz sanatçısını görmezden geldi. Müzik kanalının açılışında bir tek kadrolu TRT sanatçısına bile görev verilmedi.TRT müzik kanalıkaliteye değil popülizme, reyting hırsına teslim edildi.

TRT yönetimi yok ettiği miras ile övünüyor
Haber-Sen'in bildirisinde, TRT yönetiminin düzenlemekte olduğu sempozyumun tanıtım metninde kullanılan ifadelerin samimiyetsizliğine de dikkat çekildi. Metinde, şu ifadeler yer alıyor: “Türk Müziğine en korunaklı çatılardan biri de hiç kuşkusuz TRT olmuştur. Abide eserleri toplamış, kaybolup gitmesini önlemiş, Türkiye’nin en zengin THM ve TSM repertuarlarını oluşturmuş, doğru ve güzel icralarla geniş kitlelerle buluşturmuştur. Ayrıca birbirinden değerli saz ve ses sanatçıları yetiştirmiş ve onları istihdam etmiştir. TRT’nin, Türk Müziğine göz ardı edilemeyecek bir başka önemli katkısı da; yetiştirdiği sanatçı kadrolarıyla, diğer eğitim kurumlarının öğretim kadrolarını oluşturmasıdır. Değişen koşullar, gelişen teknoloji, farklılaşan dinleyici-izleyici istekleri doğrultusunda, zamanın gereği olarak düşünülse de, popüler kültürün gelip geçici zevk ve heveslerine heba edilmeyecek bir hazineye sahip olduğumuzun unutulmaması gerekiyor.”

Ancak bildiride de açıkça sıralandığı gibi, kurumun 2004’ten bu yana sanatçı kadrolarını yok etmeye yönelik izlediği politikalar, TRT yönetiminin aslında bu metinde övünülen mirası yok etmek için elinden gelen her şeyi yaptığını gösteriyor!

Haber-Sen, TRT yönetiminin bu metinde tarif ettiği gibi nitelikli bir müzik politikasından söz edilebilmesi için yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı: Boşalan kadrolara yeni sanatçılar alınmalı, sanatçıların özgürce üretimine olanak sağlanmalı, müzik piyasa koşullarına terk edilmemeli, bilimsel ve akademik etkinliklerle çıta devamlı yükseltilerek TRT tekrar okul misyonuna kavuşturulmalı.

11 Mart 2010 Perşembe

Rock ve metalin devleri geliyor


Sonisphere 2010 festivali kapsamında Heaven & Hell, Metallica, Megadeth, Alice in Chains ve Rammstein gibi rock ve metalin önemli toplulukları 25-27 Haziran arasında İstanbul'da olacak.

Bu yıl ikincisi düzenlenen, Avrupa kentlerini gezen rock müzik festivali Sonisphere, 25-27 Haziran 2010 tarihlerinden İstanbul’a uğrayacak. Festival, rock ve metalin birçok efsane grubunu ilk kez Türkiye’ye getirecek.

Festivalde sahne alacak gruplar arasında ilk olarak göze çarpan, efsanevi İngiliz topluluk Black Sabbath’ın 1980 tarihli 'Heaven & Hell' turnesi ve 'Mob Rules' albümü dönemindeki kadrosunun yeniden bir araya gelmesiyle oluşan, geçen yıl ise ilk albümleri 'The Devil You Know'u çıkaran Heaven & Hell.

'Trash metal'in dört büyükleri Metallica, Megadeth, Slayer ve Anthrax da festival kapsamında ilk kez birlikte sahne alacak. Grunge müziğin günümüzde üretimi sürdüren sayılı temsilcilerinden, solist Layne Staley’nin ölümünün ardından oluşturulan yeni kadrosuyla geçtiğimiz aylarda yeni bir albüm çıkaran Alice in Chains, Türkiye’deki dinleyicileriyle ilk kez buluşacak. Almanya'nın son on yılda çıkardığı metal grupları arasından sansasyonel tarzı ile sivrilen Rammstein da Sonisphere ile ilk kez Türkiye’ye gelecek.

Hayko Cepkin, Manga, Foma ve Blacktooth gibi yerli isimler de festivalde yer alacak.

Beşiktaş İnönü Stadyumu’nda gerçekleşecek olan festivalde, konaklama (kamp) imkanı bulunmuyor. Kombine biletler şimdiden satışa çıktı, tek günlük biletler ise ancak kombine biletlerin tükenmesinin ardından satılacak. Bilet fiyatları tek gün için 73 TL’den, kombine olarak ise 121 TL’den başlıyor.

Laz Marks'a 'Başbakan’a hakaret' davası



Leman Kültür ve Canşenliği Oyuncuları'nın bir yıldır sergilediği 'Laz Marks' adlı oyunda "Başbakan’a hakaret edildiği" gerekçesiyle rejisör ve oyuncu Haldun Açıksözlü aleyhinde kamu davası açıldı.

Mizah yazarı ve karikatürist Yılmaz Okumuş'un kaleme aldığı, Leman Kültür ve Canşenliği Oyuncuları'nın sahneye koyduğu, bir yıldır yaklaşık 80 ayrı il ve ilçede 121 defa seyirciyle buluşan 'Laz Marks' oyununa, Başbakan Tayyip Erdoğan'a hakaret içerdiği iddiası ile dava açıldı.

Bir süre önce Rize'de gerçekleştirilen gösterim sonrasında yapılan şikayet nedeniyle, oyunun yönetmeni ve oyuncusu Haldun Açıksözlü hakkında “Başbakan’a hakaret” suçlaması ile soruşturma başlatılmıştı. Soruşturmanın sonuçlanmasıyla, Rize Sulh Ceza Mahkemesi'nde Açıksözlü aleyhinde bir kamu davası açıldığı belirtildi.

12 Mart saat 9.45'te Beyoğlu Adliyesi'ne çağrı
Açıksözlü’nün 12 Mart günü saat 09.45'de Beyoğlu 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nde ifade vereceğini belirten avukatları, yurttaşların, “ifade özgürlüğünü yok etmeye yönelik” böylesi girişimlere karşı sesini yükseltmesinin önemine işaret ederek, kamuoyunu duruşma günü yönetmeni desteklemeye çağırdı.

Türkiye Tiyatrolar Birliği:
Sanatın eleştirisini yargı değil kamuoyu değerlendirir
Türkiye Tiyatrolar Birliği de konuyla ilgili bir açıklama yaptı. Başbakan da dahil, devlet yetkililerinin yergi biçiminde bile olsa eleştiriye alışmaları gerektiği vurgulanan açıklamada, bu yergilerinin doğru olup olmadığının ancak kamuoyu nezdinde değerlendirilebileceği belirtilerek, “Resmi yargıya sanatsal otorite işlevi yüklenmesi, politikacıların çokça dillerine doladıkları halkın sağduyusuna güvensizlik anlamına geldiği gibi, sanat aracılığıyla suç işlenebileceği yargısını yerleştirme işlevi görmektedir. Tiyatro bir eylem sanatıdır; tiyatro eylemi göstermek ve seyircinin yargısına sunulmak üzere gerçekleştirilir. Ayrıca resmi bir mahkeme heyetinin yargısına sunulmasını gerektirmez. Gerektirir diyenler, halk iradesini, seyirci iradesini, sanatçı iradesini yok saymış olurlar” denildi.

Birlik, Laz Marks oyununun içerdiği Başbakan yergisi gerekçe gösterilerek yargı konusu yapılmasına bu nedenle karşı çıktıklarını açıklayarak, 12 Mart'ta görülecek davada Açıksözlü ve arkadaşlarının yanında yer alacaklarını duyurdu ve kamuoyunu da duruşma günü destek vermeye çağırdı.

21. Ankara Film Festivali bugün başlıyor


21. Ankara Uluslararası Film Festivali bugün başlıyor. Festivalde 30 ülkeden uzun, kısa, belgesel, kurmaca, canlandırma ve video olmak üzere 300'ü aşkın eser gösterilecek.

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen 21. Ankara Uluslararası Film Festivali, bu akşam saat 19.30'da, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu'nda düzenlenecek açılış töreniyle başlıyor.

30 ülkeden 200'ü aşkın filmle 21 Mart'a kadar sürecek festivalde, çeşitli başlıklar altında, Türkiye’de ilk kez gösterilecek filmlerden 'kült' filmlere kadar, toplamda 300'den fazla film gösterilecek.

Gösterimler geçtiğimiz aylarda yenilenen Batı Sineması başta olmak üzere, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Alman Kültür Merkezi’nde (Goethe Institut) yapılacak. Biletler bu yıl 12.00 seansında 2,50 TL 14.30-17.00 seanslarında 5 TL, 19.15-21.30 seanslarında da 10 TL olarak ücretlendirildi.

Ustaların son filmleri
‘Usta İşi’ bölümünde Takeshi Kitano’nun Akiresu to kame (Aşil ve Kaplumbağa, 2008), Michael Haneke’nin son filmi Das weisse Band (Beyaz Kurdele, 2009), Costa Gavras’ın son filmi Eden à l'Ouest (Cennet Batıda, 2009), Peter Greenaway’in Rembrandt's J'accuse (Rembrandt: İtham Ediyorum, 2008), Robert Guédiguian’ın “Hitler'in öldürttüğü Adıyamanlı” olarak bilinen şair Missak Manuşyan’ın işgal altındaki Fransa’da Nazilere karşı direnişini anlattığı son filmi L'armée du crime (Suç Ordusu, 2009) ve Theodoros Angelopoulos’un son filmi I skoni tou hronou (Zamanın Tozu, 2008) gösterilecek.

Geçtiğimiz yıl yaşamını yitiren Fransız Yeni Dalgası’nın efsane ismi Eric Rohmer, 100 yıl önce doğan Akira Kurosawa ve 110 yıl önce doğan Luis Buñuel, program kapsamında gösterilecek olan ikişer filmleriyle anılacaklar.

Dünyanın her köşesinden kısa ve uzunlar
‘Dünyanın Her Köşesinden’ bölümünde Meksika’dan, Avustralya’ya, Gürcistan’dan Finlandiya’ya dünyadaki en önemli film festivallerinde gösterilen ya da keşfedilmeyi bekleyen ilginç filmler var. ‘Bir Ülke: Brezilya’ bölümünde ise Brezilya sinemasının son 10 yılının önemli örnekleri seyirciyle buluşacak. ‘Afgan Rüyası’ bölümünde de Afganistan’daki güncel gelişmelere değinen üç film yer alıyor.

Tüm dünyadan kısa filmler, festivalin gelenekselleşen ‘Kısa Sınır Tanımaz’ bölümü altında gösterilecek. Ayrıca dünyanın en önemli kısa film festivallerinden biri kabul edilen Clermont-Ferrand Kısa Film Festivali’nin Ankara Film Festivali için hazırladığı bir seçki de seyirciyle buluşacak.

‘İktidar ve İsyan’ bölümünde de dünya çapında adaletsizliğe ve eşitsizliğe karşı isyanın gerekliliğini vurgulayan 13 film gösterilecek.

Canlandırma filmler
Canlandırma sanatçıları Meral ve Cemal Erez’in İpler, Haset-Kayıp Masallar, Bakanı Kutlarken adlı kısa filmleri ve Sezen Aksu’nun Goran Bregoviç uyarlaması Kalaşnikof şarkısı için hazırladıkları klip, festivalin Ankaralı seyircilerle buluşturacağı ilginç çalışmalardan.

Çin'den İran'a, Macaristan'dan Rusya'ya farklı teknikler ile farklı hikayeler anlatan 11 kısa canlandırma, 'Başka Bir Evren' bölümünde gösterilecek.

Geceyarısı gösterimleri
Korku-gerilim sinemasından üç kısa film ve bir uzun metrajlı film, ‘Geceyarısı Sineması’ başlığıyla programa alınmış. Festivalin ‘Beyaz Gece’ ve ‘En Kısa Gece’ adlarıyla gelenekselleşen gece yarısı gösterimleri de bu yıl Batı Sineması'nda Ankaralı sinemaseverlerle buluşacak.

Video’dan kurgu ve sese atölye çalışmaları
Video sanatına ayrılan ‘Video: BellekMekan’ başlıklı gösterim kapsamında Harun Farocki, Antoni Muntadas, Genco Gülan ve Hakan Akçura’nın çalışmaları sergilenecek. Ege Berensel ve Andreas Treske'nin küratörlüğünde Harun Farocki, Genco Gülan ve Hakan Akçura video atölyeleri yapacak.

Atölye çalışmaları bununla sınırlı değil. Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan, 2004) filminde Michel Gondry ve Charlie Kaufman ile birlikte en iyi senaryo Oscar’ı alan Pierre Bismuth, yeniden kurguladığı Hollywood filmlerini ve bazı video işlerini götüreceği bir atölye oluşturacak. Ufuk Önen ve Gerard Labady de sinemada ses ve müzik kullanımı üzerine birer atölye gerçekleştirecekler. Hakan Aytekin, Dominic Morisette ve Sandy Lieberson da birer atölye sunacak. Alman Kültür Merkezi ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek olan atölyeler ücretsiz. Ancak katılım için önceden festival görevlilerine başvurmak gerekiyor.

Festivalde yarışacak filmler
Festivalin Ulusal Uzun Film Yarışması bölümünde 11 film yarışacak, 16 dalda ödüller verilecek. Yarışma için belirlenen filmler alfabetik sırayla şöyle: Pelin Esmer'in yönettiği 11'e 10 kala, Cemal Şan'ın yönettiği Acı, İlksen Başarır'ın yönettiği Başka Dilde Aşk, Atıl İnaç'ın yönettiği Büyük Oyun, Mahir Egemen Ertürk'ün yönettiği Çıngıraklı Top, Murat Saraçoğlu'nun yönettiği Deli Deli Olma, Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan'ın yönettiği İki Dil Bir Bavul, Özlem Akovalıgil'in yönettiği Kako Si?, Mehmet Bahadır Er ve Maryna Gorbach'nın yönettikleri Kara Köpekler Havlarken, Aslı Özge'nin yönettiği Köprüdekiler, Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu'nun yönettikleri Orada. Yarışmanın jürisi Ertan Yılmaz, Mahir Günşiray, Tayfun Pirselimoğlu, Fırat Yücel ve Hasan Ali Toptaş’dan oluşuyor.

Ulusal Kısa Film Yarışması ise üç ayrı kategoride gerçekleştirilecek. Yarışmada kapsamında 10 kurmaca, 10 canlandırma ve 8 deneysel olmak üzere toplam 28 film yarışacak, her üç kategoride birer film ödüllendirilecek.

Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda, 9 profesyonel, 8 amatör olmak üzere toplam 17 belgesel film yarışacak, her iki kategoride en iyi üç belgesel seçilecek.

Kristal Gece NHKM'de


Nevzat Süs'ün yönetmenliğini yaptığı Kristal Gece (Anne Frank'ın Hatıra Defteri) adlı oyunun prömiyeri 13 Mart'ta NHKM'de yapılacak.

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde yönetmenliğini Nevzat Süs’ün yaptığı Kristal Gece (Anne Frank’in Hatıra Defteri) adlı oyun izleyicisiyle buluşuyor. 13 Mart’ta prömiyeri yapılacak olan oyun 20 Mart’ta NHKM’de, 2 Nisan’da ise Kanat Sanat Tiyatrosu’nda oynanacak.

Adorno, Borchert, Artaud, Teber metinlerinden uyarlanan oyunun yönetmenliğini Nevzat Süs yapıyor. Oyunda Müge Saut, Tuğba Birincioğlu, Tuğba Begde, Halil Ersan, Suat Oktan, Cansu Fırıncı rol alıyor.

Oyun seyircisini şu sözlerle çağırıyor:

Vahşet ve kıyımla yok edilen bir toplumdan hâlâ izler taşıyoruz. Binlerce insan, bugün olduğu gibi geçmişte de yok edildi. Bedenlerin eridiği krematoryumlara sürüklenenlerin isi ciğerlerimize yapıştı, yüzyıllar boyu nesilden nesile geçti ve gösterişli vahşetleri, bütün dünyanın insanlık ailesinde yaşıyor!

II. Dünya savaşı sırasında Anne Frank ailesiyle beraber iki yıl boyunca Nazilerin zulmünden kurtulmak için bir evde saklanmak zorunda kalırken, günümüz insanı da kurgulanmış küçük dünyalarında saklanmak zorunda bırakılmadı mı?

Fakat bu oyun yalnızca Nazilerin vahşetini anlatmıyor! Kristal Gece’nin zamanı ve mekânı yoktur. Tüm çağlar üzre, yakılan insan bedeni, tecavüze uğrayansa insan aklıdır. Biz yalnızca şu soruyu soruyoruz: İnsan olmayı başarabildik mi?

Çünkü hangi zamanda yaşanırsa yaşansın, on üç yaşında bir kız hayatta kalabilmek için tavan arasında saklanıyorsa, bütün insanlık bir kuyunun dibinde demektir:

—Bir gün karanlık bir kuyunun içinde buldum kendimi. Kuyunun duvarlarına ellerimi sürüp kokusunu duyumsadım, kan ve ceset kokusu her yanı sarmıştı. Kuyunun dibi kanlı sularla doluydu ve sudan içmek isteyen insanlar makaralarla kovalarını sallandırıp, kanlı suyu çekip içiyorlardı. Suyun her damlasında vücutlarına bir irin bulaşıyor ve naralar atarak her yere mezarlıklara bile saldırıyorlardı. Bense kuyunun dibinden korku dolu gözlerle onlara bakıyordum. Beni görmediler… Sonra bu insanların yüzlerindeki organları yer değiştiriyordu sanki ağızları alınlarına kulakları çenelerine geliyordu. İlginç bir dağ yaratığına doğru değişiyordu hepsi. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorken tekrar uykuya daldığımı anımsıyorum. Renk renk çiçekler kokluyordum düşümde. İnsana dair tüm renkler çiçeklerde toplanmış gibiydi. Güzeldi çiçekler…

Kuyunun dibinden çıkarmaya, kendinizle yüzleşmeye hazır değilsiniz. Ama bunu yapmak zorundasınız!”

Oyunun programı ve sahnelendikleri yerler ise şöyle:

Prömiyer: 13 Mart C.tesi Saat: 19.30 Nâzım Hikmet Kültür Merkezi/Kadıköy
20 Mart C.tesi Saat:19.30 Nâzım Hikmet Kültür Merkezi/Kadıköy
2 Nisan Cuma Saat: 19.30 Kadıköy Sanat Tiyatrosu (KAST)
Nâzım Hikmet Kültür Merkezi: Ali Suavi Sk. No: 7 Bahariye-Kadıköy
Tel: 0216 414 22 39
Kadıköy Sanat Tiyatrosu: Caferağa Mah. Neşet Ömer Sok.
No: 9 Kat: 3 Kadıköy/İSTANBUL
Rıhtım Tansaş Market ve Akmar Pasajı yanı
Fima (Final Marketing) 3. kat

8 Mart 2010 Pazartesi

HERŞEYE RAĞMEN TİYATRO


İstanbul Bahçelievler Belediyesi’nin 4 yıldır aralıksız olarak düzenlediği ‘Genç Sahne Tiyatro Festivali’ bu yıl 17-28 Mart tarihlerinde Bahçelievler Belediyesi-Yeni Sahne’de gerçekleşecek. ‘Herşeye rağmen tiyatro” söylemi ile yola çıkan bu ulusal nitelikli festival; profesyonel, amatör, üniversite ve lise topluluklarını ağırlayacak.
Bahçelievler Belediyesi’nin 10 gün boyunca ev sahipliği yapacağı festival, gençlerin sahnelerdeki varlığına tanık olmayı ve izleyiciyi genç sanatçı adaylarıyla buluşturmayı hedefliyor. Ayrıca zor şartlara rağmen ayakta durmaya çalışan genç sanatçılara bir teşekkür niteliğinde olacak olan bu organizasyonda, gençlere ‘genç sahne’yle kendini tanıtma imkânı sunulması da amaçlanıyor.
Birbirinden farklı yerli ve yabancı metinlerle, izleyiciye değişik lezzetler tattırma hedefiyle yola çıkan ‘ Genç Sahne Tiyatro Festivali’nin profesyonel ve amatör genç tiyatrocular için de tanışma imkânı olacağı düşünülüyor.

Festivalde 22 tiyaro!
17 Mart Çarşamba günü başlayacak olan festivalde; Oyuncu Tayfası, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tiyatro Topluluğu, Mimikomedi Tiyatrosu, Sürç-ü Lisan Doğaçlama Tiyatro Topluluğu, Fatih Belediye Tiyatro Topluluğu, Kağıthane Halk Eğitim Merkezi Tiyatro Topluluğu, Menemen Belediyesi Tiyatro Topluluğu, Turkcell Tiyatro Topluluğu, Tevitöl Sahnesi, DestAR-Tiyatro, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Oyuncuları, Tiyatro Fatih, Gibi Yapanlar Tiyatro Topluluğu, Drama Kumpanya, Tiyatro 212, Atölye Tayfası, Ehl-Keyf Doğaçlama Tiyatro Topluluğu, Tiyatro Açıkça, Tiyakomedram, Kadir Has Üniversitesi Tiyatro Bölümü, Yıldız Teknik Üniversitesi Oyuncuları, Kar Yapım oyunlarıyla seyirciyle buluşacak. www.oyuncutayfasi.com.tr (BirGün)