9 Şubat 2010 Salı

Kardeş Türküler'den dayanışma konseri


Kardeş Türküler, 13 Şubat akşamı İstanbul'da Wernicke Korsakoff’lu eski mahkumlar yararına bir dayanışma konseri verecek.

Konser, "Wernicke Korsakoff'lular ve Eski Maphuslarla Dayanışma Girişimi"nin, hastalıkları nedeniyle hayattan soyutlanan eski tutuklulara yerleşim ve çalışma alanı oluşturulması amacıyla yürüttüğü proje kapsamında gerçekleştirilecek.

Cezaevlerinde ölüm orucu gerçekleştiren tutuklularda uzun süreli açlığa bağlı olarak ortaya çıkan Wernicke Korsakoff sendromunda hasta hafıza kaybına uğruyor, yeni şeyler öğrenemiyor ve vücudun hareket kabiliyeti önemli oranda geriliyor. Proje ile, bu hastalığa yakalanan eski tutuklular için bir yaşam evi kurulması hedefleniyor.

Tüm gelirlerinin proje için kullanılacağı Kardeş Türküler konseri, "Çeliğe su verenlerle el ele" sloganıyla 13 Şubat akşamı saat 18.00'de İstanbul Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Bilgi için 0(212)2925715 nolu telefon aranabilir.

hergün bir şair (Ahmed Arif)


21 Nisan 1927'de Diyarbakır'da doğan Ahmed Arifin babası Kerkük'lü Türkmen, annesi Kürt kökenlidir.[1] Diyarbakır Lisesi'nden mezun olunca Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde okudu. Üniversite eğitimi sırasında iki kere TCK 141'ye muhalefetten tutuklandı. 1940-1955 yılları arasında değişik dergilerde yayınladığı şiirlerinde kullandığı kendine has lirizmi ve hayal gücüyle Türk edebiyatındaki yerini aldı. Şiirlerini Türkçe yazmıştır.
Şiirlerinde herzaman anadoluda yaşayan halkların kardeşliğine vurgu yapar.[kaynak belirtilmeli] Şiirleri Kurmançi ve Zazacaya çevrilmiştir.
Şiirlerinin toplandığı tek kitabı 1968'de yayınlandı. Türkiye'de en çok basılan kitaplar listesindedir. Yılmaz Erdoğan gibi bir çok şair şiirlerinden alıntı yapmıştır. Ahmed Arif hala gençliğe damgasını vurmaktadır. Hasretinden Prangalar Eskittim adlı şiiri Ahmet Kaya tarafından şarkı haline getirilmiştir. Ayrıca Cem Karaca tarafından da bir çok şiiri bestelenmiştir.

-----------------

Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

Ahmed Arif

arşiv...

Sürekli tekrarlanıyor neden? Hem nedir ki zaman denilen? Her gün aynı. Her gün hep yeniden 1 , 2 , 3 , 4 …. 9 , 10 , 11 , 12. nedir ki bunun sebebi?
Tekrar ediyor, sebep yok, düşünmeden 12. saymadan sorgulamaya başlasak artık, sayılar vakit kaybı.
Ömrümün sorgusu o an başladı. Düşünüyorum da ne yapıyorum ben? Yaş katıyorum ömrüme hiç durmadan. Gariptir geçiyor seneler duygularımı yaşlandırmadan. Hala aynıyım. Onüçüm de nasıl sevmişsem komşu kızını, şimdide öyle seviyorum yüreğimin hırsızını.
Değişmeyen duygular, artan beklentilerle, kaybedilen inançlarım olmuş yalnızca...hala sevebiliyorum, hatta daha çok her seferinde. Ve daha çok yaralanıyorum, duygularım paralel ilerleyişte. Ben hep geriye işte.. ömrüm hüzünlerse, ki öyle.. yalanım yok yaş katıyorum hiç durmadan ömrüme ve duyguluktan çıkarıp benliğime yerleştirdiğim hüzünlerimde büyüyor çocuk bedenimle.. Gözüm arkada. ağlamasam da büyür müyüm acaba?.. büyümek böyle mi oluyor ya da herkes büyüttüğü sevgileri verecek birilerini bulamadığında kendi çocuklarını mı şımartıyor.. gereğinden fazla megaloman bi yaşlıyım.. yüzüme yansıyan hüznüm çizgi çizgi, çocuk denecek yaşta dede silueti. Sesim titriyor hiç durmadan, konuşamaz oldum. Saatlerce süren nutuksu konuşmalar yada kahkahalara gebe hoş sohbetler hiç yaşanmamışlar sanki. Hareket etmeyi daha az istiyorum artık. Elimde olsa odamdan hiç çıkmayacağım. Nedendir bu mahvoluş hayat? Cevapla sorumu..
Mutluluk bi’ beklentiyse hayatında, hayallerin en ince detaylarına kadar kurulu, hesaplı. zamanın eline tutuşturduğu asla hoşuna gitmeyecektir bunu anladım. daha az hayal kuruyorum, mutsuzluk benim için bi' hayal kırıklığı değil artık, yaşıyorum bitiyor. Düşünüyorum da ki hiç durmadan düşünceler zaten.. fiilsiz ömrümü uzandığım yerden hareketlendiriyorum işte.. düşünüyorum yani sebepsizce.. neyse! Düşündüm."mutlu" yaşam için uygun sıfat değil. mutluluğun varlığının ya da yokluğunun canımı sıkmasına izin vermiyorum. Mutsuz ömrüm alışkanlık, mutluluğum zaten ani, geçici. Ağlamak geldi birden, 3 damla , sonra gitti.. Giderek felakete sürükleniyorum sanırım.. uykusuz oldum bi’ haftadır. Gözlerim kendilerine konaklayacak iki adet çukur yaptılar, toprak rengi! Anılarım linç girişiminde. Ömrüm balık, tutamıyorum ellerimde.. tutmak da istemiyorum belki, sevemedim zaten onu ben. düşünmem gereken şeyler var, uyumak için erken. sürüklendiğim yerin felaket olduğuna emin değilim, hayatın gerisinde kalıyorum. zaman sayıları bir adım önümde. Omzumda iki adet melek varmış, yüktü, attım. Yerine iki adet duygu koydum. Mutluluk ve hüzün. Mahvoldum. Biri diğerini itse mutlu oluyorum ani kahkahalar, tabi odamda ve yalnız. Biri diğerini itse buhranların göbeğinde açıyorum gözlerimi. Boğuluyorum yaşlarıma. Tabi insan içinde, belki alışveriş merkezinde ve yalnız yine. Neden bu anlamsız yalpalayışım? Hani dün akşam dostların zihninde içerken her şey yolundaydı? Güzel bir evim, okuduğum okulum, planlı geleceğim vardı? İstikrarıyla ilerlemekteydi hani ömrüm? Bugün niye peki? Bugün neden yaşanıyor? Neden okyanus yaşlarım, gözlerim çukurada? Sıkıldım hayat yeter bu kadar şaka!! Ceketimi alır çıkar giderim ben. İyide ceketim nerde şimdi? Hiç olmamış mıydı yoksa? Kahretsin sarhoştum hatırlamıyorum yine.. çığlıklar gözyaşları. Ey tanrı denilen sanrı, ne bok yemeye attın beni bu kenefe?

8 Şubat 2010 Pazartesi

hayal - gerçek

Bugün hayal kuralım istedim. Oturalım yaprakları boğaz sefasında bir ağacın gölgesine. Geleceği düşünelim. Geçmişe sövüp, umut diyelim. Elbet alacaktır hak ettiğini, emeğinin getirisini işçi. İşçiyi düşünelim dedim. Günde 18 saat çalışanı, evinde üç boğaz açlığın eşiğinde bekleyeni konuşalım istedim bugün.

Bugün hayal kuralım istedim ve yarım kaldı soluğum. Güne lanet ettim. İçtiğim şaraba, sevdiğim kadınlara, gereksiz mutluluklarım ve gereksiz hüzünlerime.. her şeye lanet ettim hayatta karın doyurmanın, bir parça ekmeğin yanında lüks sayılacak ne varsa hepsine bin kere lanet ettim. Bencilliğimi ve bencilliğini gördüm insanların ve gözleri açlıktan kızarmış bir köpeğe acıyan insanların hayvan suretinde şefkatini gösteremediklerini anladım karnı aç olanlara. Açlığın bile ayrımı vardı. Ve dünyamda insanlar kendi ırklarıyla ölümcül bir rekabet içinde, kendi ırklarına asla acımazlardı. Gördüm. Acıdı içimde bir yer. Tam şuram, sol yanım. Ağladım

Sonra çabalamak istedim ama ne için? Kendi bataklığımda ne kadar çabalayabilirim ki? Belki bilgisayarımı satarım, telefonumu, kameramı. Ama birkaç günlük doygunluktan sonra beni de aç yapmaz mı çabam? Ne kadar çırpınırsam çırpınayım ben, daha dibe çekilmez mi beden? Daha büyük bir umut lazım. Daha büyük bir eylem. Daha büyük tepki, olana olmayana.. Kurutmalı bataklığı kökünden. Hem bilinmeli ve yankılanmalı defalarca. Fayda yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz!

Bugün hayal kuralım istedim. Olmadı. Gerçekler hayallerin yanında daha bir kor, daha bir sıcaktı. O halde önce gerçekleri anlatmalıydı. Anlattım. Şimdi hayalleri gerçek kılmada gerek insan. Şimdi umutla, şimdi mücadele. Ankara’da Tekel’de, İstanbul’da Ayzi Moda da, İgdaş’ta, Aka deri sanayinde, Sega otomotivde, Asil çelikte, Asemat’ta.. ve daha nicelerinde koşacak günler emekten yana.. Nede çok duyulur oldu Can Yücel’in mısraları, ne yakışıyor güne.. hatırlayalım:

hava döndü işçiden işçiden esiyor yel
dumanı dağıtacak yıldız-poyraz başladı
bahar yakın demek ki mevsim böyle kışladı
bu fırtına yarınki sütlimanlara bedel
hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel

tekliyor işte çağın çarkına okuyan çark
ve durdu muydu birgün bu kör, avara kasnak
bir zincir yitirenler bir dünya kazanacak
sen de o dünyadansın sınıfın bil safa gel
hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel

köylükler uykusunda döndü dönüyor sola
güne bakıyor bebek büyüyen yumruğuyla
başaklar gövderdi bak başkoydular bu yola
şaltere uzanıyor Allaha açılmış el
hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel

senlik-benlik bitip de kuruldu muydu bizlik
asgari ücret değil,hür ve günlük güneşlik
bir Türkiye olacak aldığın son gündelik
halk kalacak geride bitince bu zalim sel
hava döndü,işçiden,işçiden esiyor yel

tarihle yürüyenler,tarihle adım adım
safları sıklaştırın tarihle hızlanalım
lakin hızlandık derken,kolu dağıtma sakın
başları bozuklar var şimdi bize tek engel
hava döndü,işçiden,işçiden esiyor yel

sen ki ferhatsın işçi günün senin gelecek
indir külüngün indir,del,şu karanlığı del
del ki dağlar ardından önümüzde bir çiçek
gibi açsın aydınlık tekmil olunca tünel
hava döndü işçiden işçiden esiyor yel
--

uur

Türk Eğitim -Sen'den Öğrenci Andı Tepkisi


Türk Eğitim -Sen'den Öğrenci Andı Tepkisi

Türk Eğitim -Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'nun Öğrenci Andının Kutsal Bir Metin Olmadığını, Değiştirilebileceğini Söylemesine Tepki Göstererek, "Bu Noktada Amaç Nedir, Bu Tartışmayı Gündeme Getirerek, Kime, Neye Hizmet Edilmektedir?" Dedi.

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'nun öğrenci andının kutsal bir metin olmadığını, değiştirilebileceğini söylemesine tepki göstererek, "Bu noktada amaç nedir, bu tartışmayı gündeme getirerek, kime, neye hizmet edilmektedir?" dedi.

Koncuk, yaptığı yazılı açıklamada, Çubukçu'nun, "Aslında bu 1934 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı tarafından kaleme alınmış bir şey. Bu dönemin Milli Eğitim Bakanı da farklı bir şey koyabilir belki. Ben de bir şey yazayım" dediğini hatırlatarak, şunları söyledi:

"Eğitimin temel sorunlarını çözmek için hiçbir adım atmayan, atanamayan öğretmenlerin feryatlarına kulak tıkayan, sözleşmeli öğretmenlere verdiği sözü bile yerine getiremeyen Çubukçu'nun, öğrenci andıyla ilgili hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan açıklamalar yapması düşündürücüdür. Çubukçu, dönem dönem öğrenci andı ile ilgili tartışmanın fitilini ateşleyerek, öğrencine andına düşmanlık duyan, öğrenci andıyla ilgili problemleri olan kesimin sempatisini kazanmaya çalışmaktadır. Bu noktada amaç nedir, bu tartışmayı gündeme getirerek, kime, neye hizmet edilmektedir? Bakan bu soruların cevabını bir an önce vermelidir."

Koncuk, öğrenci andındaki Türklük kavramının, Anayasa'da yer aldığına değinerek, "'Ne Mutlu Türküm Diyene' ifadesi bir ırka mensubiyet olarak değil, vatandaşlık anlamında kullanılmıştır" diyerek şunları kaydetti:

"Çubukçu'nun öğrenci andını kendisinin yazabileceğini iddia etmesi de ayrı bir tartışma konusudur. Bir Milli Eğitim Bakanının öğrenci andını yazabilmesi için ciddi bir birikime sahip olması gerekmektedir. Bakan Çubukçu, eğitimin sorunlarına bile hakim değilken, Bakanlığı bürokratları elinde oyuncak haline getirilirken, eğitim ile ilgili başarı ortaya koyamamışken, öğrenci andını nasıl kaleme alacağını doğrusu merak ediyoruz."

Koncuk, Türkiye'de bazı çevrelerin Cumhuriyet, Atatürk ve milli değerlerlere art niyetli yaklaştıklarını belirterek, "Bugün öğrenci andını değiştirmek için harekete geçenler, yarın İstiklal Marşımızı değiştirmek için harekete geçecektir" dedi.

Koncuk, Çubukçu'yu, Milli Eğitim Temel Kanununda ifade edilen amaçlara hizmet etmeye, birlik ve beraberliğe sahip çıkmaya davet ettiklerini bildirdi.

İzmir'de Küçük Öykücüler Ustalarla Buluşacak


08.02.2010- İzmir Büyükşehir Belediyesi, 14 Şubat Dünya Öykü Günü'nü, Öykü İşlikleri'yle Kutlayacak. Yazma Tekniklerinin, Kurgulama ve Üretim Süreçlerine İlişkin Örneklerle Anlatılacağı İşlik Çalışmaları, Özellikle Çocuk ve Genç Öykücüler Yetiştirilmesine Yönelik Önemli Bir Etkinlik Olacak.

08.02.2010- İzmir Büyükşehir Belediyesi, 14 Şubat Dünya Öykü Günü'nü, Öykü İşlikleri'yle kutlayacak. Yazma tekniklerinin, kurgulama ve üretim süreçlerine ilişkin örneklerle anlatılacağı işlik çalışmaları, özellikle çocuk ve genç öykücüler yetiştirilmesine yönelik önemli bir etkinlik olacak.

Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi'nde, 13-14 Şubat 2010 tarihlerinde, düzenlenecek Büyükşehir Belediyesi Öykü Günü'nün onur konuğu yazar Ayla Kutlu, Öykü İşlikleri'nin ana teması ise "Çocuk ve Öykü" olarak belirlendi. İşliklere Dinçer Sümer, İmren Erşen, Ahmet Önel, Gönül Çatalcalı, Zeliha Akçagüner, Gülseren Engin, Savaş Ünlü, Hülya Soyşekerci, Ferda İzbudak Akıncı, Hüseyin Yurttaş, Hidayet Karakuş, Birsen Ferahlı, Mavisel Yener, Faruk Şuyun ve Turhan Günay gibi isimler de katkı yapacak. Geçen günlerde yaşamını kaybeden İzmirli gazeteci, yazar ve şair Dinçer Sezgin'in adı da etkinlik süresince yaşatılacak. Ayrıca onur konuğu Kutlu adına, "Ayla Kutlu Öykücülüğü" adlı bir açık oturum da düzenlenecek.

hergün bir şair (Orhan Veli Kanık)


İstanbul'da doğmuştur (1914) . Cumhurbaşkanlığı Bando Heyeti şeflerinden Veli Kanık'ın oğludur. İlk öğrenimini Galatasaray Lisesi'nin ilk kısmında yapmış, dördüncü sınıfı burada tamamlamış (1925) , ilkokulu Ankara'ya gittikleri için Gazi İlkokulu'nda bitirmiştir (1926) . Daha sonra Ankara Erkek Lisesi'ne yatılı girmiş, burayı bitirdikten sonra (1933)

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne girmiştir. Ancak Fakülte'yi bitirmeden Ankara'ya dönmüş (1936) , PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Nizamlar Bürosu'na memur olarak girmiştir. Daha sonra askere gitmiş (1942-1944) , terhis olunca da Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'na girmiştir. Reşat Şemsettin Sirer'in Milli Eğitim Bakanlığı'na getirilmesi üzerine, Bakanlığa egemen olan 'tutucu havaya uyamayacağını anlayarak' görevinden istifa eder.

Türk yazınında olduğu kadar dönemin düşünce yaşamında da önemli yeri ve etkisi olan Yaprak dergisini yayımlamaya başlamış (1 Ocak 1949) ,28 sayı çıkarmıştır. Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday'la birlikte, Nâzım Hikmet'in serbest bırakılması için üç gün açlık grevi yapmış (1950) , eylem geniş yankı uyandırmıştır.

Ankara'da bir gece sokakta Belediye'nin açtırdığı bir çukura düşmüş, başından yaralanmış (10 Kasım 1950) , iki gün sonra da İstanbul'a gitmiştir. İstanbul'da bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçirmiş, hastaneye kaldırılmıştır (14 Kasım 1950) . Alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi edilmiş, ancak sonradan beyin kanaması geçirdiği anlaşılmıştır. Aynı gün akşama doğru komaya giren Orhan Veli, geceleyin saat 23.20'de hayata gözlerini yummuştur (14 Kasım 1950) .

36 yaşında, en verimli çağında ölen Orhan Veli, özgeçmişini, şiirine içselleşmiş olan humour'uyla şöyle özetlemiştir: '1914'te doğdum.1 yaşında kurbağadan korktum.9 yaşında okumaya,10 yaşında yazmaya merak sardım.13'te Oktay Rıfat'ı,16'da Melih Cevdet'i tanıdım.17 yaşında bara gittim.18'de rakıya başladım.19'dan sonra avarelik devrim başlar.20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim.25'te başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok aşık oldum. Hiç evlenmedim, şimdi askerim'.

Yazın Yaşamı

Orhan Veli'nin edebiyata ilgisi daha ilkokul sıralarında başlamış, lise öğrencisiyken Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile arkadaş olmuş, bu dostluk Türk şiirinde bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. Lise sıralarında öğretmenleri olan Ahmet Hamdi Tanpınar, Rıfkı Melul Meriç, Halil Vedat Fıratlı ve Yahya Saim Sinanoğlu'nun yakın ilgisini görmüştür. Lisede Oktay Rıfat ve Melih Cevdet'le Sesimiz diye bir dergi çıkarmıştır. Orhan Veli, daha ilk okul beşinci sınıfta iken yazmaya başlamış, ilk öyküsü, eski yazıyla yayımlanan Çocuk Dünyası adlı dergide çıkmıştır. Orhan Veli'nin düzyazıdan şiire dönmesinde, kendisinden iki sınıf önde olan Hıfzı Oğuz Bekata'nın etkisi olduğunu bildirmektedir kardeşi Adnan Veli. Kanık'ın ilk şiirleri Nahit Sırrı Örik'in teşvikiyle Varlık dergisinde yayımlanmış, şair bu şiirlerin bazıların Mehmet Ali Sel imzasını kullanmıştır. Kanık, dönemin İnsan, Ses, Gençlik, Küllük, İnkılâpçı Gençlik gibi dergilerinde de yazmıştır (1936-1942) .

Orhan Veli, Moliere'den Rimbaud'ya La Fontaine'den Musset'ye uzanan bir çok da çeviri yapmıştır.


-----------------------

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Göz yaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum

Orhan Veli Kanık