Yalnızlık yağmurunun altında çaresiz insanlar ve bu zamana kadar hiç olmadıkları kadar ıslaklar. Sıçana dönmüş ömürler.. dört mevsim kış ve kutupsuz yaşanıyor hayat. Heryer aynı yani, yani heryer soğuk, heryer yağmur..Ekvator çizgisi uzayın boşluklarında boğuluyor ve bütün sıcaklığını, neşesini kaybediyor doğa. Unutuluyor anılar, mesire yerleri, aşklar..
Bilgisayar ekranına ve 24 saat kahve fincanına hapsediliyor hayatlar. Tarafımızdan. Bir merhabayı bile saklıyoruz artık. Mrb nede samimi duruyor mesajlarımızda ve maillerimizde(!)
Bir günümüzü ne kadar boş ve ne kadar sessiz geçiriyoruz hiç fark ettiniz mi? Sabah uyanıyoruz günaydını sadece sabah haberlerinde işiten zihnimizin kelimeye yabancılığından kaynaklı günaydınsız kahvaltıya oturuyoruz. İşe geç kalmış olmanın verdiği hızla yapılan kahvaltıyı bükük dudaklar ve üşengeçliğin gölgesinde iyi günler sloganıyla terk ediyoruz. Yolumuzu üzerinde kahve satın alabileceğimiz bir dükkanın olmasını baz alarak belirliyoruz ve yanımızda arkadaşımız ‘bardak’ büromuzdan içeri giriyoruz. Bütün gün konuşmadan bütün gün bilgisayar ekranının çoğulluğunda msn arkadaşlıklara sanal hal hatır sormalara sıçrıyoruz. Aşklar yaşıyoruz yada hüzünler.. sadece kelimelerde. A pardon birde iletilerde (!) Sonra işten arkadaşımız olmadan ayrılıyor eve geldiğimizde sabahtan beri sakladığımız kurşun yaramızın verdiği ölümle yığılıyoruz kanepeye ve son can çekişlerimizi sohbet etmekten ziyade sohbet dinlemek ve kelimeleri unutup dile uzaklaşmamak için televizyon kumandasının rehberliğinde kanallar arasında geziniyoruz. Birkaç saatlik canımız tükeniyor ve kanepedeki ölü bedenimizi evimizi paylaştığımız diğer yalnızlar taşıyor yatağımıza. Ve tekrarlanıyor gün. Hep aynı şekilde, hep yeniden.
Ve çevrimizdeki binlerce yalnızı yok sayarak yalnızlığımıza devam ediyoruz tıpkı onlar gibi.. Onlar biz yokmuşuz gibi davranıyor biz onlar yokmuş gibi. Yolda yürürken yanlışlıkla değsek birbirimize bir direği görmemişiz gibi sinirleniyoruz kendimize. Bunca yapı malzemesi etrafa saçılmış dururken geçişmiş ve eskimiş olarak adlandırıyor yıpranması için terk ediyoruz birer birer bütün eski alışkanlıklarımızı. Ve sığınacak bir köşe inşa etmektense ortaklaşa bir çabayla yıkıyoruz bütün sığınılacak yerleri. Farkında değiliz ama çürüyor bütün malzemelerimiz, geçmişlerimiz unutuluyor ve yıkılan hiçbir dostluğun, sığınağın yerine yenisi inşa edilmiyor.
Giderek savunmasız kalıyoruz yalnızlık yağmuruna.. sokaklar sırılsıklam. İnsanlar sıçana dönmüş, kimse farkında değil üşüdüğünün, korkum zatürree kıran olur da kırıp geçirir dünyayı!!
26 Şubat 2010 Cuma
2. el kısalar baş döndürecek!
Dünyada kendi alanında düzenlenen ilk ve tek festival olan, "2. El Kısa Film Festivali" Ankara Kısa Filmciler Derneği tarafından 27 Şubat-7 Mart 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
‘Elemiyoruz, Ellemiyoruz‘ sloganıyla yola çıkan ve daha önce en az bir kısa film festivalinden elenmiş filmlerin katılabildiği, ‘2. El Kısa Film Festivali bu yıl Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde 4. kez sinemaseverlerle buluşacak. Son başvuru tarihi 1 Şubat 2010 olarak belirlenen festival takviminde, bu sene yine birçok yenilik kısa film yönetmenlerini ve festival katılımcılarını bekliyor olacak.
-FESTİVAL JÜRİLERİ-
2. El Jürisi, festivale gönderilen her filmin detaylı analizini yaparken, 1. El Jürisi; 2. El Jürisi’nin seçtiği 12 finalist filmi festival boyunca çözümleyerek, "Övgüye Değer Film"i seçecek. Festivalin 2. El Jürisi "Cumhur Canbazoğlu(SİYAD), Gökçe Pehlivanoğlu(Kısa Filmci), Mansoora Hassan(Birleşmiş Milletler), Murat Akser (Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi), Natali Yeres (Sanat Yönetmeni), Thomas Balkenhol (ODTÜ Gisam Öğretim Görevlisi-Kurgucu), Zeynep Ünal’dan (Altın Koza Film Festivali) oluşurken, 12 finalist film arasından ‘Övgüye Değer Film’ ve ‘Jüri Özel Övgüsü’ filmlerini seçecek olan 1 El. Jürisi ise şu isimlerden oluşuyor:
"Ali Murat Güven (Sinema Yazarı ve Tarihçisi), Bülent Özkam (Ankara Üniversitesi, İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi), Derviş Zaim (Yönetmen), Ebru Ceylan (Kısa Film Yönetmeni, Oyuncu), Prof. Dr. Feride Aksu Tanık (Kısa Film Yönetmeni, Ankara Türk Tabipler Birliği 2. Başkanı), Janset (Oyuncu), Kenan Görgün (Senarist, Belçika), Nilüfer Açıkalın (Oyuncu), Selim Demirdelen (Yönetmen, Müzisyen)."
-2. EL FESTİVALDEN 1. EL FİKİRLER
2. El Kısa Film Festivali, 4. yılında yine pek çok sürprizle sinemaseverlerin karşısına çıkıyor. Festival, "Fest-Card" uygulaması ile bu yılda tüm etkinliklerden ücretsiz faydalanma ve indirim imkânı sunuyor. "Fest-Card"la sinemaseverler festival tarihleri boyunca, Green Screening tekniğinin öğretileceği "Waag Society" atölyesine yüzde 50 indirimli, diğer festival atölyelerine, özel film gösterimlerine, ön gösterimlere, sergilere, seminerlere ise ücretsiz katılma olanağı yakalayacak. Yine Fest-Card seri numarası ile başvuran ilk 100 kişi 5 Mart’ta Ankamall Sanatolia Sahnesi’nde gerçekleşecek Suzan Kardeş konserine bilet kazanma şansı elde edecek. Yapılacak çekilişte kazanan 10 kişiye festivalin ağırladığı ünlü konuklarla akşam yemeği eşliğinde tanışma fırsatı, diğer 10 kişi de "Kapanış Kokteyl"ine katılma fırsatı kazanacak. "Fest Card", Fevzi Çakmak 1 sok. No: 16/13 Kızılay adresinde bulunan festival ofisinden ya da İmge Kitapevi’nde 10 TL karşılığı alınabilecek.
‘Elemiyoruz, Ellemiyoruz‘ sloganıyla yola çıkan ve daha önce en az bir kısa film festivalinden elenmiş filmlerin katılabildiği, ‘2. El Kısa Film Festivali bu yıl Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde 4. kez sinemaseverlerle buluşacak. Son başvuru tarihi 1 Şubat 2010 olarak belirlenen festival takviminde, bu sene yine birçok yenilik kısa film yönetmenlerini ve festival katılımcılarını bekliyor olacak.
-FESTİVAL JÜRİLERİ-
2. El Jürisi, festivale gönderilen her filmin detaylı analizini yaparken, 1. El Jürisi; 2. El Jürisi’nin seçtiği 12 finalist filmi festival boyunca çözümleyerek, "Övgüye Değer Film"i seçecek. Festivalin 2. El Jürisi "Cumhur Canbazoğlu(SİYAD), Gökçe Pehlivanoğlu(Kısa Filmci), Mansoora Hassan(Birleşmiş Milletler), Murat Akser (Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi), Natali Yeres (Sanat Yönetmeni), Thomas Balkenhol (ODTÜ Gisam Öğretim Görevlisi-Kurgucu), Zeynep Ünal’dan (Altın Koza Film Festivali) oluşurken, 12 finalist film arasından ‘Övgüye Değer Film’ ve ‘Jüri Özel Övgüsü’ filmlerini seçecek olan 1 El. Jürisi ise şu isimlerden oluşuyor:
"Ali Murat Güven (Sinema Yazarı ve Tarihçisi), Bülent Özkam (Ankara Üniversitesi, İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi), Derviş Zaim (Yönetmen), Ebru Ceylan (Kısa Film Yönetmeni, Oyuncu), Prof. Dr. Feride Aksu Tanık (Kısa Film Yönetmeni, Ankara Türk Tabipler Birliği 2. Başkanı), Janset (Oyuncu), Kenan Görgün (Senarist, Belçika), Nilüfer Açıkalın (Oyuncu), Selim Demirdelen (Yönetmen, Müzisyen)."
-2. EL FESTİVALDEN 1. EL FİKİRLER
2. El Kısa Film Festivali, 4. yılında yine pek çok sürprizle sinemaseverlerin karşısına çıkıyor. Festival, "Fest-Card" uygulaması ile bu yılda tüm etkinliklerden ücretsiz faydalanma ve indirim imkânı sunuyor. "Fest-Card"la sinemaseverler festival tarihleri boyunca, Green Screening tekniğinin öğretileceği "Waag Society" atölyesine yüzde 50 indirimli, diğer festival atölyelerine, özel film gösterimlerine, ön gösterimlere, sergilere, seminerlere ise ücretsiz katılma olanağı yakalayacak. Yine Fest-Card seri numarası ile başvuran ilk 100 kişi 5 Mart’ta Ankamall Sanatolia Sahnesi’nde gerçekleşecek Suzan Kardeş konserine bilet kazanma şansı elde edecek. Yapılacak çekilişte kazanan 10 kişiye festivalin ağırladığı ünlü konuklarla akşam yemeği eşliğinde tanışma fırsatı, diğer 10 kişi de "Kapanış Kokteyl"ine katılma fırsatı kazanacak. "Fest Card", Fevzi Çakmak 1 sok. No: 16/13 Kızılay adresinde bulunan festival ofisinden ya da İmge Kitapevi’nde 10 TL karşılığı alınabilecek.
!f 2010'un Ankara ayağı başlıyor
!f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin Ankara ayağı bugün başlıyor.
Keş!f, Hit Filmler, Erkeklik Halleri, Sesli Yaşam, Fantastik Filmler, Sessiz ve İsyankar, Dünyanın Çivisi, “Açılım”, Gökkuşağı, !f Kült, !f Kısalar, Nöbetçi Sinema ve Özel Gösterim bölümleri altında birçok bağımsız yapım Ankaralı seyircilerle buluşacak.
Gösterimler CEPA Alışveriş Merkezi’ndeki AFM salonlarında gerçekleşirken, Türkiye’den Kısalar bölümündeki kısa filmler de Ankara Üniversitesi (AÜ) İletişim Fakültesi (İLEF), ODTÜ Görsel İşitsel Sistemler Araştırma ve Uygulama Merkezi (GİSAM) ve Türk-İngiliz Kültür Derneği’nde (TBA) izlenebilecek.
Ankara'daki program, 25-28 Şubat tarihleri arasında, 4 gün sürecek. Gösterimler bugün, "Dünyanın Çivisi" bölümündeki, gıda endüstrisinin şok edici yüzünü gözler önüne seren Food, Inc (Gıda, Ltd.) adlı belgesel ile başlıyor. Kısa film programı da bu sabah AÜ İLEF'de, "Biz Burada İyiyiz" başlıklı seçki ile başlayacak.
Filmlerin gösterim şemasına festivalin web sitesinden ulaşmak mümkün. Bilet fiyatları tam 12 TL, öğrenci 10 TL. Hafta içi saat 19.00’a kadarki gösterimler ve yerli filmler 5 TL iken 21.30 - 22.00 seansları 13 TL.
Adam Adam oyunu NHKM'de
Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde Cumartesi günü Nuri Gökaşan’ın Adam Adam oyunu sahne alacak.
Nuri Gökaşan’ın yazarlığını, yönetmenliğini ve oyunculuğunu yaptığı Adam Adam oyunu kişi ve temasını ele alarak insanın bağımsızlığı ve özgürlüğü ne kadar istese de ondan uzaklaşabileceğini anlatıyor.
Yazar, düşünür ve akademisyen Prof. Şahin Yenişehirli’nin oyunla ilgili değerlendirmesi şöyle: “Kişi ve toplum… Trajik bir yazgı… İnsanın varoluşu ne denli bağımlı. Ne denli bağımsızlığı ve özgürlüğü isteseniz de o denli uzaklaşabiliyorsunuz onlardan. Hele kendinizden uzaklaştığınızda kendinizi yakalayamıyorsunuz. Düşünen heykel sizsiniz, siz düşünen heykelsiniz! Siz de o heykel gibi yalnızsınız, sizi herkes terkediyor ama eğer siz kendinizi terk ederseniz... YIKILIŞ VE BOZULUŞ. Bütün bunlar birer gerçek fısıltı ve kendinizi ararken yabancılaşma. Sonunda yere yıkılan adam toplumun kirliliğinin ta kendisidir. Kişiliği yitirilen toplumun adamıdır; adam...”
Oyun 27 Şubat Cumartesi günü 18:30'da Ruhi Su Salonu’nda sergilenecek. Ayrıntılı bilgiyi (0216) 414 22 39 numaralı telefondan ve Ali Suavi Sokağı (Sanatçılar Sokağı), No: 7, Bahariye – İstanbul adresinden edinebilirsiniz.
Manzara iyi de işin duygusu nerede?
King Kong gibi Cennetimden Bakarken de, neden göründüğü kadar harika olmadığını merak ettiren, duygusuna yeterince yoğunlaşılmamış, manzaranın ardına yeterince çalışılmamış bir film
CENNETİMDEN , iki ayrı dünyadan oluşuyor. Cennetin kıyısındaki 'ara dünya', 'new age' felsefesi ya da 'psyhcedelic' sanatın estetiğiyle hayal edilmiş bir yer: Pastel renkler, mükemmel çayırlar, her şeyin içinde yüzdüğü bir gökyüzü. Haleler ve hüzmeler. Alt katta, yerküre üzerinde, 14 yaşındaki Susie Salmon'un (Saoirse Ronan) cinayetinin araştırıldığı, parlak bir 70'ler Amerikan banliyösü var. Susie, olan biteni yukarıdan seyrediyor; bazen geride kalanlara varlığını hissettirdiği bile oluyor. Babası (Mark Wahlberg), katili (Stanley Tucci) yakalamayı takıntı haline getirirken, annesi (Rachel Weisz), kaybını bilinçaltında bir yerlere kilitleme çabasında. Onların serbest kalmasının tek bir yolu var: Susie'nin intikam tutkusunun sönmesi ve yeryüzünü tamamen bırakmaya hazır olması. Peter Jackson'ın, tanıdık ekibi Fran Walsh ve Philippa Boyens'le birlikte Alice Sebold'un romanından yaptığı uyarlamaya bakarsak, Yüzüklerin Efendisi'nin prodüksiyon odaklı film yapım anlayışı, yönetmenin hala biraz üzerinde. King Kong gibi Cennetimden Bakarken de, 'neden?' göründüğü kadar harika olmadığını merak ettiren, belki de duygusuna yeterince yoğunlaşılmamış, manzaranın ardına yeterince çalışılmamış işler. Seyirciyle, Jackson'ın B-filmlerindeki kara mizahın veya Cennet Yaratıkları'ndaki dramanın yerine geçecek kadar sıkı bir bağı yok filmin. "Mükemmel dünyasına hapsolmuş" Susie'nin bakışına tabi olduğumuz için, geride kalanlara onun gibi camın ardından bakıyoruz. Bu filmin hem tutarlı hem de 'içine almayan' tarafı. Yaşayanların duygularını, cinayeti araştırmak, kaçıp gitmek gibi eylemleri üzerinden tahmin etmemiz ve yeryüzündeyken, temelde katilin yakalanmasıyla oyalanmamız gerekiyor. Serseri anneannenin (Susan Sarandon) gönlü hafif komedisi ise, kendi başına ortada duran bir şey. Susie'nin yaşadığı dehşete birebir tanık olmayışımız, anlaşılır. Ama kederinin karanlık tarafına daha yakından eşlik etmenin, filmdeki ferahlığa da katkısı olabilirdi.
25 Şubat 2010 Perşembe
hergün bir şair (İlhan Berk)
Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu'ndan mezun olmuş, Espiye'de iki yıl ilkokul öğretmenliğinden sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ne girdi. Enstitünün Fransızca bölümünden mezun (1944) olan Berk, 1945-1955 yılları arasında Zonguldak, Samsun ve Kırşehir'de ortaokul ve liselerde Fransızca öğretmenliği yaptı. 1956 yılından itibaren on üç yıl boyunca Ankara'da T.C. Ziraat Bankası'nın Yayın Bürosu'nda çevirmenlik yaptı.
Bu süre içinde modern dünya şiirinin iki büyük şairi sayılan Arthur Rimbaud ve Ezra Pound'un şiirlerini çevirerek kitaplaştırdı. Bu tarihten sonra kendini tümüyle yazmaya verdi ve bir anlatı kitabı dışında, yalnız şiir ve şiire ilişkin yazılar yazdı. Kül adlı kitabıyla 1979 yılında Türk Dil Kurumu ve İstanbul kitabı ile de 1980 yılında Behçet Necatigil Şiir Ödüllerini kazandı. 1983'de Deniz Eskisi adlı kitabıyla, Yedi Tepe şiir Armağını'nın 1988'de de Güzel Irmak adlı kitabıyla Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü (F. Edgü ile) aldı. 28 Ağustos 2008 tarihinde Bodrum'da 90 yaşında vefat etti.
İlhan Berk, ilk şiirlerini Manisa Halkevi'nin dergisi Uyanış'ta yayımlamıştır (1935). Berk, 19 yaşındayken Güneşi Yakanların Selâmı adıyla kitaplaştırdığı bu şiirlerinde "hece vezni" kullanmakta ve o dönemin şiir anlayışına özgü bir karamsarlık taşımaktadır. "Sonsuzluk", "kızıl", "hulya", "ateş" en sevdiği sözcükler olarak görünmektedir. Sembolist şiirden esinlenilmiş izlenimi veren imgeler yapmayı sevmektedir: "Bir karanlık gecenin masmavi seherinde / Kızıl başörtünle gül yüzlü bahçede görün".
Dil anlayışı da henüz döneminden kopamamıştır ki, bunu da 19 yaşındaki bir şair adayı için doğal karşılamak gerekmektedir: "Kıpkızıl hulyalı bir renge yükselmeden gün / Bir devrin neşesini taşımakta yüzün". Berk'in ilk kitabına adını veren şiirinin son kıtası da şöyledir: "Neler, neler beklenmez nihayetsiz bir yerden / Güneşi içelim mor şafaklar gecesinden / Selâm! Sonsuzlukalra, hasret gönüllerden / Selâm, güneşe, göğü yakanlar bahçesinden!".
İlhan Berk, daha sonra 1940'lara doğru Yeni Edebiyat anlayışı içinde yer almış, Servet-i Fünun (Uyanış), Ses, Yığın, Yeryüzü, Kaynak gibi dergilerde yazmıştır. Türk şiirinin en deneyci şairlerinden biri olan İlhan Berk, durmadan yatak değiştirerek, ama bazı sorunsallara hep bağlı kalarak şiirini günümüze kadar eskitmeden getirmeyi başarmıştır.
“Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz.
bu yeryüzünü olduğu gibi görmeme engel olan
ve bana bu yeryüzünü cehennem eden
bu yazmak eyleminden kurtulduğum,
mutlu olduğum bir tek şey var: resim yapmak.”
İlhan Berk
--------------
"ne böyle sevdalar gördüm
ne böyle ayriliklar"
ne zaman seni düşünsem
bir ceylan su içmeye iner
çayırları büyürken görürüm.
her akşam seninle
yeşil bir zeytin tanesi
bir parça mavi deniz
alır beni.
seni düşündükçe
gül dikiyorum elimin değdiği yere
atlara su veriyorum
daha bir seviyorum dağları.
İlhan BERK
Arkadaşı ile Tartışmanın Cezasını Kitap Okuyarak Çekiyor
Fethiye'nin Yanıklar Köyü'nde yaşayan Aliksan Çetin, iki yıl önce bir arkadaşı ile tartıştı. Tehdit olarak algılanan bir sözünden dolayı arkadaşı, Çetin hakkında mahkemeye suç duyurusunda bulundu. Yaklaşık 2 yıl süren mahkeme sonunda, Fethiye 1. Sulh Ceza Mahkemesi Çetin'e 9 ay kamu hizmeti cezası verdi. Sağlık sorunları nedeniyle karara itiraz eden Aliksan Çetin'in şikayetini değerlendiren mahkeme, Çetin'in denetimli serbestlik hakkından faydalanmasına karar verdi. Fethiye Denetimli Serbestlik Müdürlüğü de Çetin'in 9 aylık kamu hizmeti cezasını 5 ay kitap okuma cezasına çevirdi. Mahkeme heyeti Çetin'in her ay bir kitap okumasına karar verdi. Alınan karar doğrultusunda Aliksan Çetin, günlerini şimdi evinde ve bahçesinde kitap okuyarak geçiriyor. Her ay okuduğu kitabın özetini Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'ne anlatması gereken Çetin, ilk kitabı olan Gelibolu'yu bitirdi.
Kitap okumayı çok sevdiğini Ceza almadan önce de ayda birkaç kitap okuduğunu anlatan Aliksan Çetin, mahkemenin kararından son derece memnun. Uygulamayı bir Ceza olarak görmediğini ifade eden Çetin, kitap okumanın kendisi için mükafat olduğunu açıkladı. Tartıştığı arkadaşı ile daha sonra barıştığının da altını çizen şimdi kendisiyle muhabbetinin devam ettiğini açıkladı.
Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'nün kitap konusunda bir mecburiyetinin olmadığını hangi kitabı okuyacağını kendisine sorduğunu söyleyen Aliksan Çetin, "Şu Çılgın Türkler, Gelibolu, Latife Hanım ve Küçük Şeyler adlı kitapları okuyorum. Bunların içinden sadece Gelibolu isimli kitabın özetini heyete sunacağım. Sadece ben değil herkesin kitap okumasını isterim. Umuyorum bu tür uygulamalar da toplumdaki kitap alışkanlığının kazanılmasına fayda sağlar." dedi.
Kitap okumayı çok sevdiğini Ceza almadan önce de ayda birkaç kitap okuduğunu anlatan Aliksan Çetin, mahkemenin kararından son derece memnun. Uygulamayı bir Ceza olarak görmediğini ifade eden Çetin, kitap okumanın kendisi için mükafat olduğunu açıkladı. Tartıştığı arkadaşı ile daha sonra barıştığının da altını çizen şimdi kendisiyle muhabbetinin devam ettiğini açıkladı.
Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'nün kitap konusunda bir mecburiyetinin olmadığını hangi kitabı okuyacağını kendisine sorduğunu söyleyen Aliksan Çetin, "Şu Çılgın Türkler, Gelibolu, Latife Hanım ve Küçük Şeyler adlı kitapları okuyorum. Bunların içinden sadece Gelibolu isimli kitabın özetini heyete sunacağım. Sadece ben değil herkesin kitap okumasını isterim. Umuyorum bu tür uygulamalar da toplumdaki kitap alışkanlığının kazanılmasına fayda sağlar." dedi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)