BKM Ege Bölge temsilcisi DevAjans'ın Başkanı Erhan Gölbey, BKM Film'in bu sezonun en iddialı filmlerinden olan Eyyvah Eyvah'ın İzmir gala gelirinin sosyal sorumluluk projesi kapsamında "Sokak Çocuklarını Koruma ve Çocuklar Geleceğimizdir" derneğine bağışlanacağının altını çizerek 28 Şubat günü Saat:18.00'de Balçova Kipa Cinebonus Sinemaları'nda düzenlenecek olan "Eyyvah Eyvah" filmi İzmir galasının davetiyelerinin duyarlı İzmirliler tarafından son derece rağbet göreceğine inandığını söyledi.
Ata Demirer'in senaryonusu yazdığı ve başrolünü Demet Akbağ, Özge Borak, Salih Kalyon, Bican Günalan, Bülent Şakrak gibi isimlerle paylaştığı, BKM Film yapımı EYYVAH EYVAH'ın galası onlarca ünlü ismin katıldığı görkemli bir davetle gerçekleşti. 26 Şubat'ta Fiyapı anasponsorluğundan tüm Türkiye ve Avrupa'da vizyona girecek olan Eyyvah Eyvah, Ata Demirer'in ilk senaryosu, Demet Akbağ'ın da sinema perdesindeki ilk komedi rolü olma özelliğini taşıyor.
25 Şubat 2010 Perşembe
Yetkililer İlgilenmedi Diye Beslediği Kuşları Tabiata Bıraktı
Mersin'in Mezitli ilçesinde bir vatandaş kendi imkanları ile yaptığı ve 55 çeşit kuş türünün bulunduğu mini hayvanat bahçesinde belediye yetkililerinin ilgilenmediğini iddia ederek, bazı kuşları tabiata bıraktı.
Kuşları hobi olarak beslediğini belirten Yakup Kayacı, kuşlarının sayısını arttırarak belediye tarafından kendine verilen bir alana daha fazla kuş getirerek mini bir hayvanat bahçesi kurduğunu söyledi.
2 yıldır yetkililerin sadece kendisine teşekkür ettiğini ancak destek vermediğini dile getiren Kayacı, "Burayı vatandaşlar ücretsiz olarak geziyor. Yetkililer buranın çok güzel olduğunu söylüyor. Ancak destek vermiyorlar. Bu nedenle seçtiğim bazı kuşlar haricindekileri tabiata bıraktım." dedi. Kayacı, açıklamasının ardından bazı kuşları tabiata bıraktı.
Kuşları hobi olarak beslediğini belirten Yakup Kayacı, kuşlarının sayısını arttırarak belediye tarafından kendine verilen bir alana daha fazla kuş getirerek mini bir hayvanat bahçesi kurduğunu söyledi.
2 yıldır yetkililerin sadece kendisine teşekkür ettiğini ancak destek vermediğini dile getiren Kayacı, "Burayı vatandaşlar ücretsiz olarak geziyor. Yetkililer buranın çok güzel olduğunu söylüyor. Ancak destek vermiyorlar. Bu nedenle seçtiğim bazı kuşlar haricindekileri tabiata bıraktım." dedi. Kayacı, açıklamasının ardından bazı kuşları tabiata bıraktı.
'Can Kızın Rüyası' Giresun'da Sahnelendi
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın proje desteğiyle gerçekleştirilen Freşa Çocuk Şenliği, Giresun turnesindeki ilk oyununu Çağrı Koleji'nde sahneledi.
Freşa Çocuk Şenliği kapsamında beş yılda 250 bin oyun sergileyen Tiyatro Doli, Giresun'da yeniden perdelerini açtı. Ücretsiz olarak ilköğretim okullarında sahne alan Tiyatro Doli, oyuncuları ilk oyunlarında Çağrı Koleji öğrencilerinin beğenisini kazandı.
Dünyadaki en önemli ihtiyaçlardan birisi olan su ve tasarruf konulu "Can Kızın Rüyası" isimli çocuk oyununda Çağrı koleji öğrencileri hem eğlendi, hem bilgilendi.
Tiyatro Doli'nin Yönetmeni Murat Yener "Bugüne kadar Freşa'nın desteğiyle 250 bin oyun sahneledik. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından proje destekli olan" Can Kızın Rüyası" oyunumuzda çocuklarımıza suyun önemini ve tasarruflu olarak kullanılması yönünde eğitici bilinçlendirmektir. Giresun'da 10 ayrı okulda oyunumuzu sergilemeye devam edeceğiz" açıklamasında bulundu.
Freşa Çocuk Şenliği kapsamında beş yılda 250 bin oyun sergileyen Tiyatro Doli, Giresun'da yeniden perdelerini açtı. Ücretsiz olarak ilköğretim okullarında sahne alan Tiyatro Doli, oyuncuları ilk oyunlarında Çağrı Koleji öğrencilerinin beğenisini kazandı.
Dünyadaki en önemli ihtiyaçlardan birisi olan su ve tasarruf konulu "Can Kızın Rüyası" isimli çocuk oyununda Çağrı koleji öğrencileri hem eğlendi, hem bilgilendi.
Tiyatro Doli'nin Yönetmeni Murat Yener "Bugüne kadar Freşa'nın desteğiyle 250 bin oyun sahneledik. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından proje destekli olan" Can Kızın Rüyası" oyunumuzda çocuklarımıza suyun önemini ve tasarruflu olarak kullanılması yönünde eğitici bilinçlendirmektir. Giresun'da 10 ayrı okulda oyunumuzu sergilemeye devam edeceğiz" açıklamasında bulundu.
Edebiyat klasikleri Kürtçe'de
Lis Yayınevi, dünya klasiklerinin orijinal dillerinden Kürtçe’ye çevrilmesi projesinde önemli aşama kat etti. Çeviriler arasında "Shakespeare'in Bütün Soneleri" özellikle göze çarpıyor.
Mehmed Uzun’un “var olmanın sınır noktasında”, “bir edebiyat için var olması zorunlu asgari koşullardan bile yoksun bir edebiyat” olarak nitelendirdiği Kürt edebiyatı için son yıllarda umut verici gelişmeler yaşanıyor.
Modern Kürt edebiyatının oluşabilmesi için beslenilecek kanalları yaratma kaygısıyla yola çıkan Lis Yayınevi (Weşanên Lîs), bu konuda en çok emeği olan kurumlardan biri. 2004’te Diyarbakır'da yayın hayatına başlayan Lis Yayınevi, bir yandan Kürtçe yazılı eserleri derlerken, bir yandan da dünya klasiklerini Kürtçe’ye kazandırmaya çalışıyor.
2007’de Kürt edebiyatının klasikleri sayılabilecek belli başlı eserleri yayına hazırlayan ve “Ehmedê Xanî Kitaplığı” adı altında 19 kitaplık bir set olarak okurla buluşturan Lis Yayınevi, şimdi "100 Dev Eseri Kürtçeye Kazandırma Projesi" kapsamında çevirilere yoğunlaşmış durumda.
Proje kapsamında şimdiye dek William Shakespeare, William Faulkner, J. M. Coetzee, John Steinbeck, Ernest Hewingway, O. Henry, Alan Paton, Oscar Wilde, Selma Lagerlöf ve Heinrich Böll'ün eserleri Kürtçe’ye kazandırıldı. Proje kapsamında 5 kitap, İsveç Konsolosluğu’nun da katkılarıyla İsveççe’den Kürtçe’ye çevrildi. Çevirisi süren kitaplar arasında Goethe ve Vedat Türkali’nin eserleri var.
Lis Yayınevi ayrıca, Diyarbakır merkezli olarak kadına yönelik şiddet ve namus cinayetlerine karşı faaliyet yürüten Kadın Merkezi’nin (KAMER) de katkılarıyla, bir dizi kadın yazarın kitaplarını Türkçe’den Kürtçe’ye çevirdi. Şimdiye dek beş kitaba ulaşan “Mor Mühürler Dizisi” kapsamında Leyla Erbil, Oya Baydar, Müge İplikçi, Sema Kaygusuz ve Jaklin Çelik'in öykülerinden seçkiler, kitabın bir yarısı Türkçe, diğer yarısı Kürtçe olmak üzere basıldı.
"Anadili derinleştirmek için çeviri çok önemli bir araç"
Lis Yayınevi’nin çevirileri arasında en göze çarpan eser ise, "William Shakespeare’in Bütün Soneleri" (Hemû Soneyên William Shakespeare). Yaklaşık 16 yıllık bir çalışma sonunda 154 soneyi çeviren Kawa Nemir, kitabın önsözünde Kürtçe yazan bir şair olarak en önemli kaygısının Kürtçe’yi derinleştirebilmek olduğunu, anadilinin anlatım olanaklarını zenginleştirmek için de çevirinin çok önemli bir araç olduğunu vurguluyor. İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olan Nemir, bu amaçla çevirilecek eserlerin titizlikle seçilmesi gerektiğini, kendi dili olan İngilizce’de en üst düzeyde soyutlamalara ulaşan Shakespeare'i bu anlamda bir hazine olarak gördüğünü ve Shakespeare'in hem şiir hem de tiyatro eserleri üzerinde yıllarca çalıştığını belirtiyor.
"Zorlandım ama Kürtçe'nin zenginliğini keşfetmiş oldum"
Kapalı bir anlatım ve üst düzey söz sanatları içeren şiir ve tiyatro eserlerini çevirirken zorlandığını, bu güçlüğü aşmak için klasik Kürt divanlarından farklı yörelerin ağızlarına kadar çok farklı formları buluşturmak zorunda kaldığını belirten Nemir, “Bu süreçte belki zorlandım ama Kürtçe‘nin zenginliğini de görme şansı buldum” diyor.
Shakespeare dışında T.S. Eliot, Edgar Allan Poe, William Butler Yeats, Ezra Pound, Langston Hughes, William Blake, Walt Whitman, Emily Dickinson ve Ted Hughes gibi İngiliz ve Amerikan edebiyatının önemli isimlerinden çeviriler yapan Nemir, Shakespeare’in Kürt edebiyatındaki dengi olarak gördüğü Ehmedê Xanî’nin ünlü eseri Mem û Zîn'i de İngilizce’ye çevirmek istediğini belirtiyor.
"Bu bir kültür savaşı"
ANF'nin yaptığı bir söyleşide Kürtçe edebiyatın okur kitlesinin oldukça sınırlı olması nedeniyle yaşanabilecek finansman sıkıntıları hakkındaki soruyu yanıtlayan Kawa Nemir, şunları söylüyor: “Bu işleri birileri desteklese iyi olur, ama olmasa da ben yoluma devam ederim. Özellikle Shakespeare'den ve başka büyük yazarlardan 80 civarında çeviri yapmış durumdayım. Tümü yayınlanmayı bekliyor. Bunları yaparken de dünyadan ve yaşamdan feragat ettim. Maddi anlamda hiçbir fayda görmedim. Bunu dilim için, kendi dil dünyam için yaptım; bu yüzden de herkesten daha zenginim diyebilirim. Bu iş, benim için bir ölüm kalım meselesi. Bir kültür savaşı. Çünkü bir insan ve bir Kürt olarak yaşamak istediğim dünya böyle bir dünya değil. Çeviriyi usulüne göre yapan insan sayısı arttığı zaman ben bu işi bırakırım. Ölmeden önce çevirmek istediğim 200'ün üzerinde büyük roman var. Ama keşke çok kişi çıksa ve ben bu işi yapmak durumunda kalmasam.”
Öte yandan, Kawa Nemir'in çevirdiği "Romeo ve Juliet", bugünlerde Tiyatro Avesta tarafından sahneye koyuluyor. Çevirmen ve tiyatro ekibinin birlikte günümüz Kürtçesine uyarladıkları oyunun provaları sürüyor.
24 Şubat 2010 Çarşamba
Alkazar Sineması kapanıyor
Uzun yıllar boyunca piyasa filmlerinden kaçınarak sanat filmlerine perdelerini açan sinema 'maddi ve manevi' olarak daha fazla direnemeyeceğini açıkladı.
İstanbul Beyoğlu’ndaki Alkazar Sineması uzun süredir yaşadığı zorluklar nedeniyle kapanacağını açıkladı. Sanat sineması olarak faaliyet gösteren küçük ve iddiasız Alkazar Sineması 28 Şubat 1994 yılında bütünüyle yenilenerek açılmış ve “Germinal” filminin gösterimiyle izleyicisiyle buluşmuştu. Sinema yönetimi artık sadece sınırlı sayıdaki izleyicisinin bilet satış geliri ile yetinemediğini açıklayarak maddi ve manevi olarak direnecek gücü kalmadığı için kapanacağını bildirdi.
Bir veda mektubu yazan yönetim, “Büyük alışveriş merkezlerindeki son derece yüksek yatırımlarla yapılan, teknolojik olanaklarla donatılmış olan ve popüler, ticari filmleri izleyiciye sunan 8-10 perdeli sinema salonlarına karşı ya da yanı başında adeta kahraman bakkallar gibi küçük, iddiasız sanat sineması olmayı sürdürecek gücümüz ne yazık ki kalmadı” dedi.
Sinema salonunu kapanması nedeniyle Alkazar müdavimlerinden ve dostlarından özür dileyen yönetim, “sinemaları birer sanat mekanı değil de, eğlence mekanı olarak görüp olağan vergisel yükümlülüklerinin yanı sıra ayrıca bir de eğlence vergisi adıyla ek yükümlülük getiren, sinema salonlarını Amerikan film endüstrisinin popüler, ticari filmlerine mahkum eden merkezi yönetim, Kültür Bakanlığı, Belediye yönetimleri adına” da müdavimlerinden özür diledi.
“Tek dileğimiz, başka beyaz perdelerin kararmamasıdır” ifadesiyle sonlanan mektupta sinemanın 1 Mart 2010 tarihi itibariyle kapanacağı belirtildi.
Müziğin aynasında Anadolu!
Yedi yıllık bir emeğin sonucunda ortaya çıkan Anadolu'nun Kayıp Şarkıları, bu toprakların sesinin belgeseli. 40 bin kilometre yol kat edilerek, canlı kaydedilen şarkılar Anadolu'nun hikâyesini anlatıyor
Yaklaşık 10 bin yıldır onlarca medeniyete ev sahipliği yapan Anadolu, müzikal zenginlik anlamında da dünya üzerindeki en bereketli topraklardan biri. Şimdi o zenginliği, halk türkülerini, ses ve görüntü olarak kayıt altına alan bir müzikal belgesel çekildi. Yapımcılığını ve yönetmenliğini Nezih Ünen'in yaptığı Anadolu'nun Kayıp Şarkıları, yurt dışında benzerlerine çokça rastlansa da, müzikal belgesel türünün Türkiye'deki en ciddi örneklerinden biri. Geçen yıl Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde ilk gösterimi yapılan ve daha sonra Antalya Altın Portakal, Selanik ve Montpellier film festivallerinde gösterilen belgeselin temelini oluşturan şarkılar, Kalan Müzik'ten, aynı adla, CD olarak yayınlandı. Albüm, Çukurova'dan Güneydoğu'ya, İç Anadolu'dan Karadeniz yaylalarına kadar yol kat ederek harcanmış bir emeğin ürünü aslında. Bingöl kartal oyunu, Kırşehir bozlağı, Hemşin türküleri bir arada. Davul, zurna, kemençe, bağlama, duduk ve bendir, destan söyleyen ninelerin, ağıt yakan dengbejlerin ve her bölgenin kendine has insanlarının seslerine karışıyor. Birbirlerini neredeyse hiç tanımamış farklı etnik unsurların yüzyıllardır yaşadıkları acıları, sevinçleri ve kızgınlıkları müzikal olarak nasıl aktardıklarını, Anadolu topraklarındaki ortak duyguları Türkçe, Ermenice, Süryanice, Farsça, Rumca, Kürtçe türkülerde duymak mümkün.
ÖRNEK PETER GABRIEL
Nezih Ünen, belgesel için yedi yıl uğraşmış. Müzik grubuyla farklı bölgelerde canlı ve provasız kaydedilen sesleri albümde modern bir sound'la harmanlamış ve düzenlemeler yapmış. Neticede ortaya arşivlik bir çalışma çıkmış. Ünen ve topluluğu, fondaki görüntü ve seslere modern enstrümanlarla eşlik ederek Avrupa'nın çeşitli kentlerinde konserler de vermiş. Müzik çalışmalarında Anadolu ezgilerini önemli bir kaynak olarak gördüğünü söyleyen Ünen, bu projeye nasıl başladığını şöyle anlatıyor: "Fikret Kızılok'un Anadoluyum parçası beni hep kışkırtmıştır bu konuda. Ayrıca Peter Gabriel'in yıllar önce yayınladığı Passion albümünde bu topraklardan müzikal unsurlar kullanması da beni etkilemişti. Ama ben Gabriel'den farklı olarak, daha fazla nüfuz ederek bir şeyler yapmak istedim. Gabriel albümde arşiv kayıtları kullanmıştı. Biz ise gerçekten yollara düşüp bu işi yapmak istedik." İlk çektikleri görüntüleri ve sesleri izleyenlerin çok etkilenmesi üzerine, bunu bir film haline getirme fikri oluşmuş Ünen'in kafasında. "Kendi hikâyesini kendi anlatan, sürükleyici bir yolculuk filmi çıktı ortaya" diyor Ünen. 2002'de ve 2005'te birer aylık iki Anadolu turu, daha sonra ise pek çok kısa süreli seyahatler yaptıklarını kaydeden Ünen, 40 bin kilometre yol kat ettiklerini de sözlerine ekliyor. Ünen, filmi ve albümü 140 ayrı performans arasından seçim yaparak ortaya çıkardıklarını ve bölgeler arası dağılımda denge gözetmeye çalıştıklarının altını çiziyor.
Balenin Don Kişotlar'a ihtiyacı var
Don Kişot balesini modern bir yorumla sahneye koyan Devlet Opera ve Balesi Başkoreografı Mehmet Balkan, "Artık balede yerele yönelme vakti" diyor
DÜNYANIN birçok yerinde, 140 yıldır seyirciyle buluşan Don Kişot balesi, dokuz yıl aradan sonra yeniden İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nce sahnelenmeye başlandı. Cervantes'in aynı isimli klasiğinden sahneye uyarlanan eser, Devlet Opera ve Balesi Başkoreografı Mehmet Balkan'ın modern koreografisi ile Lale Balkan ve Deniz O. Yamanus tarafından sahneye konuyor. Mehmet Balkan, Köln, Berlin, Paris, Viyana, Roma, Tokyo, New York, Londra gibi şehirlerde, Avrupa ve dünyanın önemli sanat kurumlarının büyük prodüksiyonlarında, 1970'lerden itibaren başrollerde yer almış, bol ödüllü bir sanatçı.
"1600'lü yıllardan günümüze kadar gelmiş çok özel bir hikâye Don Kişot" diyen Balkan, eserin klasik çizgisinin kırıldığını, çağdaş dansa yakın bir tarzda hazırlandığını söylüyor.
Bir buçuk aydır, toplam 200 kişinin ortak çalışmasıyla ortaya çıkan Don Kişot balesi, maalesef sorunlarla boğuşuyor. Bir kere, Atatürk Kültür Merkezi'nin kapatılması yüzünden eser, Süreyya Operası'nda orkestrasız olarak sahneleniyor; yer darlığından orkestra çukuru kapatılarak dans alanına eklenmiş. Balkan, özlemle AKM'ye geçecekleri günü beklediklerinin altını çiziyor.
NABZI TUTMAK GEREK
Uzun bir süre yurt dışında görev yapan Balkan, şimdilerde Türkiye'de üretmenin öncelikli hedefi olduğunu söylüyor. Önümüzdeki süreçte İstanbul'un fethi ile ilgili de bir koreografi hazırlamak istediğini belirten Balkan'a göre, "Dünya repertuarlarından ziyade Türkiye'nin kendi müziklerine, kendi hikâyelerine eğilme zamanı".
Balkan, "250-300 yıllık bale ve opera tarihi içinde zaman zaman inişler çıkışlar olmuştur, olacaktır. Koreograflara ve rejisörlere büyük görev düşüyor. Seyircinin nabzını tutacak eserlerle seyircinin karşısına çıkarsak, bu ilgisiz dönemleri atlatırız. Yaklaşık 20 yıl önce operada ciddi bir kriz yaşandı. Carreras, Domingo, Pavarotti çıkıp 'Üç Tenor' adıyla konserler düzenledi, operaya yeniden can verdiler. Tabii ki Mozart, Verdi, Beethoven çalınmalı, ama biz özümüze dönerek kendi içimizden çıkan bestecileri, kendi müziklerimizi, yedi bölgemizin dansını, muhteşem hikâyelerimizi kullanarak bir şeyler yapalım" diyor.
Don Kişot, bugün ve 27 Şubat'ta Süreyya Operası'nda sahneleniyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)