23 Şubat 2010 Salı

Kartepe'de Kültür Müzesi


Kartepe Kültür Müzesi oluşturmak amacıyla ilk temel taş olarak halkın katılımı ile ellerinde bulunan materyalleri toplamaya başladı.

Av.Hülya San Şener'in başkanlığını yaptığı Kartepe Kent Konseyi, ilçenin tarihine sahip çıkma adına başlatılan hareketin ilk adımlarını atma adına Kartepelilerin desteğine başvurdu. Kartepe Kültür Müzesi oluştumak için kollarını sıvayan Kartepe Kent Konseyi bu yönde çalışma yapması için Kültür ve Tarihi Dokuları Koruma Çalışma Grubu ile Turizm Çalışma Grubu harekete geçti. Grup sorumluları Sadık İskender ve Yalçın Öçbe önderliğinde yürütülen çalışma çerçevesinde Kartepe halkından da ellerindeki tarihi değer taşıyan, ev gereçleri, aletler, giysi v.b. materyallerle müzeyi birlikte oluşturmak isteniyor.

Anılar yol olmasın, paylaşılsın, geleceğe aktarılsın düşüncesinden hareket eden Kartepe Kent Konseyi Kültür ve Tarihi Dokuları Koruma Çalışma Grubu ile Turizm Çalışma Grubu temsilcileri irtibat için Kartepe Kent Konseyi Genel Sekreterliği'nin eski Derbent Belediye Hizmet Binası'ndaki bürosundan veya 353 45 63-353 47 17 nolu telefon ile irtibata geçmelerini istemekte.

Vavien 8 dalda aday

Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür (TÜRSAK) Vakfı ile Beyoğlu Belediyesinin düzenlediği ''3. Yeşilçam Ödülleri''nin adayları açıklandı.
Adayların tanıtımı amacıyla Ghetto'da gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Türk sinemasının Beyoğlu'nda doğup, hayat bulduğunu dile getirerek, sinemanın başarılarının da Beyoğlu'nda taçlandırılması gerektiği fikriyle yola çıktıklarını ve yeni bir geleneği başlattıklarını söyledi.

2009'un Türk Sineması için çok önemli ve verimli bir yıl olduğuna dikkati çeken Demircan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Sinema ve sinemanın benzersiz keyfiyle dolu bir yılı geride bıraktık. Bu güzel sene içerisinde maalesef sinemamızın kayan yıldızları da oldu. Halit Refiğ, gerçek bir sinema dehası, bir sinema ustasıydı. Türk sinemasında asla silinmeyecek ölümsüz eserler bıraktı. Uzun vadede sadece ülkemizde değil, dünya sinemasında da önemli bir yeri olacak olan sevgili Ahmet Uluçay da, kayan yıldızlarımızdan oldu. Kayıplarımızı rahmetle anıyorum.''

-ADAYLAR

İki etaptan oluşan Yeşilçam Ödülleri'nde aday filmlerin seçimleri, sektör temsilcileri, sinema yazarları ve ''3. Yeşilçam Ödülleri'' aday adayı filmlerin yaratıcılarından oluşan yaklaşık 750 kişilik bir jüri tarafından noter huzurunda yapıldı. Bu ilk etabın sonucunda 11 kategoride en çok oyu alan adaylar seçildi.

Buna göre, 11 kategorideki adayların isimleri şöyle:

En İyi Film: Güneşi Gördüm, Hayat Var, İki Dil Bir Bavul, Nefes: Vatan Sağolsun, Pandora'nın Kutusu, Vavien.

En İyi Yönetmen: Levent Semerci-Nefes: Vatan Sağolsun, Mahsin Kırmızıgül-Güneşi Gördüm, Reha Erdem-Hayat Var, Yağmur ve Durul Taylan-Vavien, Yeşil Ustaoğlu-Pandora'nın Kutusu, Zeki Demirkubuz-Kıskanmak.

En İyi Kadın Oyuncu: Binnur Kaya-Vavien, Demet Evgar-Güneşi Gördüm, Meral Çetinkaya-Karanlıktakiler, Nergis Öztürk-Kıskanmak, Nesrin Cevadzade-Dilber'in Sekiz Günü, Şerif Sezer-Deli Deli Olma.

En İyi Erkek Oyuncu: Engin Günaydın-Vavien, Mert Fırat-Başka Dilde Aşk, Mete Horozoğlu-Nefes: Vatan Sağolsun, Nadir Sarıbacak-Uzak İhtimal, Öner Erkan-Bornova Bornova, Yılmaz Erdoğan-Neşeli Hayat.

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Cemal Toktaş-Güneşi Gördüm, Cezmi Baskın-Neşeli Hayat, Genco Erkal-Pazar: Bir Ticaret Masalı, Mustafa Uzunyılmaz-Mommo-Kızkardeşim, Settar Tanrıöğen-Vavien.

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Berrak Tüzünataç-Kıskanmak, Derya Alabora-Pandora'nın Kutusu, Hasibe Eren-Usta, Lale Mansur-Başka Dilde Aşk, Serra Yılmaz- Vavien.

En İyi Görüntü Yönetmeni: Floren Henry-Hayat Var, Gökhan Tiryaki-Vavien, Hayk Kırakosyan-7 Kocalı Hürmüz, Levent Semerci ve Vedat Özdemir-Nefes:Vatan Sağolsun, Soykut Turan-Güneşi Gördüm.

En İyi Senaryo: Engin Günaydın-Vavien, İnal Temelkuran- Bornova Bornova, Levent Semerci, M. İlkay Altınay ve Hakan Evrensel-Nefes:Vatan Sağolsun, Yeşim Ustaoğlu-Pandora'nın Kutusu, Yılmaz Erdoğan-Neşeli Hayat.

En İyi Müzik: Atilla Özdemiroğlu-Vavien, Ender Akay ve Sunay Özgür-7 Kocalı Hürmüz, Erkan Oğur-Mommo-Kızkardeşim, Mazlum Çimen-Nokta, Yıldıray Gürgen, Tevfik Akbaşlı ve Mahsun Kırmızıgül-Güneşi Gördüm.

En İyi Genç Yetenek: BKM Mutfak Oyuncuları-Neşeli Hayat, Damla Sönmez- Bornova Bornova, Elit İşcan- Hayat Var, Onur Ünsal-Pandora'nın Kutusu, Umut Kurt-Güz Sancısı.

Turkcell İlk Film Ödülü: Başka Dilde Aşk-İlksen Başarır, İki Dil Bir Bavul-Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan, Mommo-Kızkardeşim-Atalay Taşdiken, Nefes: Vatan Sağolsun-Levent Semerci, Uzak İhtimal-Mahmut Fazıl Coşkun.

Bu arada, sinema sektörüyle birlikte, sinema akademisyenleri, iş, kültür, sanat ve medya dünyasının kamuoyu önderleri konumundaki sinemaseverleri de kapsayan yaklaşık 2 bin 500 isimden oluşan jüri, bu ayın sonunda ödüllerin ikinci etabında, birinci etapta belirlenen adayların birincileri için oy kullanacak.

''3. Yeşilçam Ödülleri'' 23 Martta Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda yapılacak törenle sahiplerini bulacak.

hafta ortası iki süper konser


Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) 25 ve 26 Şubatta Viyola sanatçısı Barış Uluçınar ile sahneye çıkacak. Emin Güven Yaşlıçam’ın yöneteceği orkestra, Johannes Brahms’ın “Klarnetli Kentet si minör Op.115”, Robert Schuman’ın “Senfoni No.4 re minör Op.120”yi seslendirecek.
Perşembe Bilkent’te

Bilkent Senfoni Orkestrası 26 Şubatta, keman sanatçısı Joan Kwuon’a eşlik edecek. Orkestrayı Gürer Aykal’ın yöneteceği konserde, Johannes Brahms’ın “Keman Konçertosu, Re majör Op. 77” ile Robert Schumann’ın “Senfoni No.4, Re minör Op. 120” yorumlanacak.

22 Şubat 2010 Pazartesi

hergün bir şair (Fazıl Hüsnü Dağlarca)


26 Ağustos 1914 İstanbul doğumlu. Süvari yarbayı Hasan Hüsnü Bey'in oğludur, ilköğrenimini Konya, Kayseri, Adana ve Kozan'da, orta öğrenimini Tarsus ve Adana ortaokulundan sonra girdiği Kuleli Askeri Lisesi'nde 1933 yılında tamamladı.Aile, Ataç, Çagri, Devrim, Inkilapçi Gençlik, Kültür Haftasi, Türkçe, Türk Dili, Türk Yurdu, Varlik, Vatan, Yeditepe, Yücel, Yenilik, Yön, gibi dergi ve gazetelerde siirlerini yayimladi. 1935'te piyade subayı göreviyle Doğu ve Orta Anadolu'nun, Trakya'nın pek çok yerini dolaştı. Ordudaki hizmeti on beş yılı doldurunca, ön yüzbaşı rütbesiyle askerlikten 1950'de ayrıldı. 1952-1960 yılları arasında Çalışma Bakanlığı'nda iş müfettişi olarak İstanbul'da çalıştı. Buradan ayrıldıktan sonra İstanbul Aksaray'da "Kitap" kitapevini açtı ve yayıncılığa başladı. Ocak 1960-Temmuz 1964 yılları arasında dört yıl Türkçe isimli aylık dergiyi çıkardı. İlk yazısı 1927'de Yeni Adana gazetesinde yayınlanan bir hikâyedir, İstanbul dergisinde 1933'te çıkan "Yavaşlayan Ömür" adlı şiiriyle adını duyurmaya başladı. Varlık, Kültür Haftası, Yücel, Aile, İnkılâpçı Gençlik, Yeditepe ve Türk Dili dergilerinde şiirleri çıktı. Bugüne kadar kendisine bir çok ödül verilen şair 1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından "En iyi Türk Şairi" seçilmişti.Türk Dil Kurumu Yönetim Kurulu üyesiydi.
Toplumculuğunun temelinde insana ve insan hayatına saygı yatan Dağlarca, bu yüzden hiç bir edebî akım ve kişiden etkilenmeden kendi kozasını örer. Çok yazan ve üreten bir şair kimliğiyle, bağımsız kalarak hiçbir şairden etkilenmemiş, hiçbir akımın etkisinde kalmayarak şiirlerini yazmıştır. Onun sanat anlayışını şu cümlesi özetler:
“ Sanat eseri hem bir saat gibi içinde bulunduğumuz zamanı, hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü işaret etmelidir. ”
"Türk şiirinin büyük şairi" olarak tanımlanan Dağlarca, 94 yaşında zatürre tedavisi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. [1] Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca, bu yılın ilk aylarında yaptığı bir röportajda ölümünden sonra Kadıköy'de yaşadığı evin müze haline getirilmesini vasiyet etmişti. Evini Kadıköy Belediyesi'ne bağışlayan Dağlarca, Mühürdar Caddesi'ndeki evinde kendisini ziyaret eden Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk'e, evinin müzeye dönüştürülmesi için vasiyette bulunmuştu. 20 Ekim 2008'de Karacaahmet Mezarlığına defnedilmiştir.

------------------------

kurduğum devlet katında
masalara yerleştiniz
yediniz içtiniz her gün
aşa çevirdiniz beni

döştür yüreği acının
tanık bütün yaratıklar
öyle sızlar ki yüreğim
döşe çevirdiniz beni

sıkıyönetim - atatürk
eşanlam kesildi üç yıl
baskı ülkeyi çiğnerken
dişe çevirdiniz beni

özel çıkarınız için
saptırdınız söylev demeç
kırpıldı söylediklerim
kuşa çevirdiniz beni

özgürlüktüm yerden göğe
siz yolumu bırakarak
yontulara kapadınız
taşa çevirdiniz beni

gençler, işçiler ezilmiş
mutsuz olmuş türküm diyen
adım var ya eylemim yok
düşe çevirdiniz beni

yüzüm kaldı paralarda
yatarken on kalkınca beş
para düşer ben düşerim
boşa çevirdiniz beni

o çiçekler devrim idi
akan güneşle yemyeşil
ben ki ilkyaz idim orda
kışa çevirdiniz beni

amerika'ya kölelik
kurumlarıma saldırı
yurda mevlit çankaya'dan
leşe çevirdiniz beni

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

yazı

“bir kelimeye
bin anlam yüklediğim zaman
sana sesleneceğim.”
Özdemir Asaf

Yıllar önce okuyup da bir kenara not almışım. Huyumdur, yaparım sık sık.. Beğendiğim yahut o aralar ilgilendiğim ne varsa not alırım. Sonra bir gün, bir çalışma masası temizleme saatinde çıkagelir karşıma hafif sararmış sayfalar. Ve beyaz olduğu günlere giderim umudun.

Özdemir Asaf’ın satırlarını okumaya doyamıyorum doğrusu ki altı üstü üç mısra! Birkaç yıl geride şimdi takvimim. Kim bilir hangi gözü, hangi saçı, hangi güzelliği düşünerek not alınmıştı bir kenara Asaf’ın mısraları.

Kağıdın üstünde birde tarih var. Ama hatırlamıyorum o tarihte neler hissettiğimi neler yaşadığımı. Genç yaşta Alzheimer olmuş sanki ruhum acılardan. Düşünüyorum çabalıyorum, yok arkadaş, yok hangi göze hangi söze hangi yüze ait duygularla aldım ben bu notu hatırlamıyorum.

İçim acıyor ama unutkanlıktan değil, yakın geçmişimde hatırladıklarımdan. Bir kelimeye bin anlam yüklemeye çalıştığım ve görece başarılı olduğum zamanlardan. Bir kelime bin anlam! Ama anlayana. İçimden sonlandırmak geçiriyor Özdemir ustanın benim için eksik bıraktığı mısrayı. Saygısızlık görülür diyorum da bana ne! Gören görsün arkadaş. Rakı sofralarında katledilen nice şair var. Bende gecenin bu saatinde çalışma masamın temizliğinde bir şairi kimilerine göre katletsem ne olur sanki?

“bir kelimeye
bin anlam yüklediğim zaman
sana sesleneceğim.”
BELKİ DUYARSIN!

Kimlere ne sözcüklerle seslendim günlerce? Kimler çekip gitti mutsuz gecelerde? Şimdi yine bin anlam var sözcüklerimde, anlayana.. bir kelime çok bile oysa, gözlerim seyrinde hislerim duyumsayana..


uur

ÖDÜLÜ ANNEME VEREBİLİRİM!


Yönettiği Bal filmi ile Altın Ayı kazanan Semih Kaplanoğlu Yusuf üçlemesini ve Bal'ı anlattı.
Yumurta'da annenin ölümüyle başlayan, Süt'te ergenlik ve taşra sıkıntısıyla süren, Bal'da babanın gidişiyle yaşanan çocukluk travmasına dönen Semih Kaplanoğlu ile Berlin'deyiz. Ödül heyecanını "Rüyamda görsem bile inanmakta güçlük çekerdim" diyerek dillendiren yönetmen zaman zaman göz yaşlarını da tutamıyor. Ödülün genç Türk yönetmenleri ve kendisini, iyi filmler yapmak için motive edeceğini düşünüyor ve "Altın Ayı'yı ya ofisime koyacağım ya da anneme göndereceğim" diyor. Bal'ın başarısının da Türkiye'deki sanat sinemasını canlandıracağını umduğunu söylüyor. Yusuf üçlemesi tüketici bir süreç olduğu kadar ona katkıda da bulunmuş elbet. "Şimdi içim biraz boşaldı aslında. Yani ağladım, döktüm, çıkardım üstümdekileri " diyor ve ekliyor: "2005'te Meleğin Düşüşü ile Forum'da yer almıştım ve sonrasında bugüne kadar dört film yapmışım. Yorucu bir süreçti ama çok şey öğrendim. Yumurta'da nihilist bir adamın evine dönüşü ve kendini yeniden keşfetme sürecinin, kendi hayatımla da paralellik taşıdığını söylemeliyim. Gençlik ve çocukluğa döndükçe o karakteri açıyor, elbiselerini atıyorum. Bu, kendi içime, özüme doğru bir yolculuk oldu. Şimdi belki yeni şeyler koymak, yeniden başlamak, yeni bir yol denemek gerek. Yine sadelikten kopmadan temalar değişebilir. Daha başka yerlere gidebilirim." Üçlemenin her parçası Avrupa prodüksiyonlarından yardım gördü ve farklı uluslararası festivallelerde gösterildi, ilgi gördü. Ama Semih Kaplanoğlu kendini Avrupa sinemasında görmüyor aslında: "Film yapma biçimime, anlatma tarzıma ve beslendiğim kaynaklara baktığımda kendimi doğuda görüyorum. Bence görünen o ki Avrupa sineması kan kaybediyor." Gerçekçilik ve maneviyatın birbirinden kopmaması gerektiğine inanıyor 'spiritüel gerçekçilik' olarak nitelediği sinemasını şöyle açıklıyor: "Metafizik veya spiritüel dediğimiz zaman ister istemez bir fantastik boyuttan söz etmek zorundayız. İçimizdeki duygular ve mantık gibi gerçeklik algısı ve maneviyatın da bir arada olduğunu düşünüyorum. Zaten sinemanın da bence bu anlamda çok geçişken bir yapısı var. Ama bunu sadece maneviyata döndürürseniz körü körüne başka yerlere gidebilir veya fantastik kaçabilir. Hayatın içinde maneviyatı, maneviyatın içinde gerçeği aramalıyız. Şiire ulaşmaya, elemanları azaltarak gerçeğin içinde derinleşmeye çalışıyorum. Şiir bizim toprağımızın en iyi bildiğimiz şeyi. Belki artık revaçta değil gibi ama bizim kanımızda var ve ben ondan çok şey öğreniyorum. Hem eksitme hem de duyguyu verme anlamında." Kaplanoğlu Yusuf karakterinin kendisiyle otobiyografik olarak benzerlikler gösterdiğini söylüyor: "Yumurta'daki şairin belli bir dönem yaşadığı başarısızlık duygusu benim bir dönem yaşadıklarıma denk geliyor. Süt'teki Yusuf'un şiirle olan alakası gibi şeyler otobiyografik saylabilir. Ama anne, baba gibi ana figürler benimkinden farklı."

Sinemamızda yeni ufuklar açacak


Türk sineması, Susuz Yaz'dan tam 46 yıl, Türk kökenli Fatih Akın'ın Alman yapımı Duvara Karşı'sından da altı yıl sonra, yeni bir Altın Ayı'ya kavuştu. Semih Kaplanoğlu'nun Yusuf üçlemesinin son halkası olan Bal, Alman yönetmen Werner Herzog başkanlığındaki jüriden bir en iyi film ödülü aldı. İlk filmdeki olgun yaşını Nejat İşler'in oynadığı Yusuf'un çocukluk yıllarına eğilen Bal, son derece sakin bir anlatımla Karadeniz ormanlarına yaslanmış bir köydeki yaşamı anlatıyor. Babası arı kovanlarından bal toplayan Yusuf'un gözüyle kırsal kesimdeki yaşam son derece şiirsel bir uslupla veriliyor. Film, tam bir görsel şölen olarak gelişiyor. Başarısında yedi yaşındaki küçük oyuncu Bora Altaş kadar, ana-babayı oynayan Tülin Özen ve Erdal Beşikçioğlu'nun da payı var. Altın Ayı'da ise, kendisi de uzak yörelerin farklı etnik yaşamlarına ve kültürlerine meraklı olan Herzog'un etkisinin büyük olduğu tahmin ediliyor. Bal'ın başarısı kuşku yok ki Türk sinemasına yeni ufuklar açacak ve yönetmenlerimize dünya çapında daha büyük olanaklar getirecek.