19 Şubat 2010 Cuma

"TEKEL'in Sesi Var!"


İstanbul Kültür Forumu bir duyuru yayımlayarak TEKEL direnişiyle dayanışma çağrısında bulundu.

İstanbul Kültür Forumu bir duyuru yayımlayarak TEKEL direnişiyle dayanışma çağrısında bulundu. Çağrısında insanlık dramına dönüşen 4C uygulamasına karşı durmanın ahlaki bir durum olduğunu belirten İstanbul Kültür Forumu çağrıcıları Cumartesi günü Taksim ve Beşiktaş’ta basın açıklaması yapacak.

İstanbul Kültür Forumu’nun çağrı metni şöyle:
"TEKEL emekçilerine uygulanan 4-C nin bir insanlık dramına dönüştüğünü, buna karşı durmanın ahlaki bir durum olduğunu TEKEL işçilerine uygulanan vahşi ve insanlık dışı uygulamalara daha fazla sessiz kalamayan bizlerde sanatımızdan aldığımız güçle üreten insanlardan yana sanatımızın gücüyle destek olmaya karar verdik.

Günler, haftalar ve artık aylar geçmeye başladı.

Direnişin ilk günlerinden itibaren fotoğrafçılar tanıklıklarını an an, çizerler çizgileriyle, ressamlar renk ve lekeleriyle, yazarlar şiir ve yazılarıyla, sahne sanatları oyunlarıyla, müzisyenler şarkı ve sözleriyle, Tasarımcılar Grafikleriyle, Sinemacılar Filmleriyle TEKEL işçileriyle çadırlarda, meydanlarda, sendikalarda omuz omuza yürüdüler,yaşadılar.

Biz sanatçılar KESK Kültür Sanat Sendikamızın öncülüğünde bu direnişin bize öğrettiği, yarattırdığı eserlerin sergileneceği, müzik ritimlerini hep birlikte tutacağımız, 4-C uygulamalarına karşı:

20 Şubat 2010 Cumartesi günü
- Saat 11.00’de Taksim Tramvay Durağı’nda
- Saat 14.30’da Beşiktaş İskelesi Barbaros Heykeli önünde basın açıklaması yapacağız.

BİRLİĞİMİZ GÜCÜMÜZDÜR DİYEN İstanbul Halkının bizleri yalnız bırakmayacağına inanıyoruz.
TÜM İSTANBUL HALKINI TEKEL işçileri ile 4 – C uygulanan ve uygulanmaya çalışılan TÜM EMEKÇİLERE YARDIM ELİNİ UZATAN SANAT-SANATÇI KURUMLARIYLA BERABER BASIN TOPLANTISINA KATILMAYA ÇAĞIRIYORUZ.

İSTANBUL KÜLTÜR FORUMU”

“TEKEL’ in Sesi Var!” başlığında gerçekleştirilecek olan basın açıklamasına sergi ve müzik eşlik edecek.

“Nefes”in oyuncuları Sine-Sen’e başvurdu


Yaklaşık 2,5 milyon kişinin izlediği, 2009’un en çok hasılat getiren 3. filmi olan “Nefes: Vatan Sağolsun” filminin oyuncuları ve set emekçileri, ücretlerini alamadıklarını söyleyerek Sine-Sen'e başvurdu.

Oldukça iyi bir hasılat geliri getiren "Nefes" filminin oyuncuları, film vizyondan kalkalı aylar olduğu halde hala ücretlerini alamadılar. Filmin yönetmeni ve aynı zamanda iki ortak yapımcısından biri olan Creavidi şirketinin sahibi Levent Semerci, maliyetin çok fazla olduğunu ve borçlarını ödeyince elinde hiç para kalmadığını, filmin ortak yapımcısı Fida Film'den gelecek ödemeleri beklediğini söylerken, son tahlilde mağdur yine emekçiler oldu. Filmin 7 oyuncusu ve 2 set çalışanı, toplam 240 bin TL alacakları için Sinema Emekçileri Sendikası (Sine-Sen) Hukuk Danışmanı avukat Burhan Gün aracılığıyla yapımcı firmalar Creavidi ile Fida Film'e ihtarname gönderdiler.

Veresiye oynadılar
Nefes filminin çekimleri hava koşullarının elverişsizliği ve çeşitli teknik aksaklıklardan dolayı planlanandan çok daha uzun sürmüştü. Sabah gazetesi muhabiri Pervin Metin’e konuşan oyuncular, bu nedenle çok zor koşullarda çalışmak zorunda kaldıklarını ve sağlıklarını kaybetme noktasına geldiklerini söylediler.

Filmde “Kamil Astsubay” adlı karakteri canlandıran Sinan Ateş, "Yüzümde fünye patladı, bir süre duyamadım. Böbreklerimi üşüttüğüm için iltihap oldu. O süre içinde askerliğimi yapıyor gibi hissettim. Şimdi ise ne arayan var ne soran. Muhatap bile bulamıyoruz" diye konuştu.

“Terörist kadın” karakterini canlandıran Banu Çiçek de, “O kadar zor koşullarda çalıştık ki, sağlıklarını kaybeden arkadaşlarımız oldu. Yönetmen Levent Semerci bize ödeyecek parasının olmadığını, o nedenle filmden kazanılacak paranın yüzde 10'unu 39 oyuncu arasında pay edeceğini söylemişti. Hatta sözleşme imzaladık. Taahhütler yerine getirilmedi" dedi.

Yönetmen: Fida Film’den alacağımı bekliyorum
Yönetmen Levent Semerci ise, oyunculara bir mektup yazarak elinde hiç para olmadığını, oyuncuların isterlerse şirketin gelir-gider defterlerini kontrol edebileceklerini ve Fida Film’den gelecek olan ödemeleri beklediğini söyledi. Filmin çekimleri sırasında görüntülerin flu çıkması üzerine iflas ettiğini, Fida Film’in projeye 3 milyon dolar yatırması sayesinde filmin tamamlanabildiğini söyleyen Semerci, hasılatın iyi olması sonucu zararlarını karşıladıklarını ve Fida Film’den 1,5 milyon TL alacağı olduğunu belirtti. Bu paranın sadece çok küçük bir kısmını alabildiğini ve bunu da zaten oyunculara dağıttığını söyleyen Semerci, geri kalan ödemeleri beklediğini belirtti.

Fida Film: Ödemelerin hepsini yaptık, bizi ilgilendirmez
Semerci’ye cevaben bir açıklama yapan Fida Film ise, filmin Ocak ayı sonundaki toplam geliri olan 9.090.592 TL’den toplam maliyeti olan 8.006.300 TL düşülünce kalan kârın Levent Semerci’nin şirketi Creavidi’ye düşen %50’lik kısmının 542.143 TL olduğunu ve bu rakamın tamamının Kasım - Aralık ve Ocak ayında ödendiğini bildirdi. Semerci’nin sinema gösterimlerinden alacağı kalmadığını, bundan sonra ancak homevideo ve televizyon gelirlerinden pay alacağını belirten Fida Film, bu ödemelerin ise Şubat 2010 – Aralık 2010 arasında yapılacağının belirlendiğini, dolayısıyla şirketlerinin Levent Semerci’ye borçlu olmadığını duyurdu.

Şirket, Levent Semerci’nin oyunculara verdiği kârın %10’unu oyunculara pay etme sözünün de tamamen kendi inisiyatifinde olduğunun ve Fida Film’i bağlamayacağının altını çizdi.

17 Şubat 2010 Çarşamba

arşiv

02.ŞUBAT.2009 00:34:08

Şuursuzca yaşanıyor hayat. İnsanlar için yaşıyor insanlar. Herkesin kafatasında birilerinin acaba kendileri için ne düşünebilecekleriyle ilgili sorular ve geleceğe duyulan kaygılar var. Belki de bu yüzden özgürlük sadece kağıtlarda yazan bir masal olarak kalıyor ve insanlar ona bu denli uzak oldukları için kendilerini özgür hissetmek adına sürekli ondan söz ediyor. Oysa yarın ölmeyeceğimiz, bir dakika daha yaşayacağımız belki de, kesin değil. Ve yine bir dakika sonrasının kesin olmamasına karşın kalpler kırıyoruz. Alındırıyoruz insanları kendimize. En yakınımızı bile incitebiliyoruz istemeden.
Toplum baskısının sonucu bu. Sözlü kurallara dayanan bir geçmişi var kısıtlamaların. İnsanlar ne der? Acaba saçımı kısa kestirsem bana gülerler mi? Yağmurlu havada sokakta yavaş yavaş yürüsem ve o anın tadını çıkarsam acaba hakkımda ne düşünürler? Üstümde penye olmadan, yani çıplak bedenim üstü, balkona çıksam biri beni görse acaba hakkımda ne der? Bana kızarlar mı?
Sadece merakımdan soruyorum, bana üstüm çıplak balkona çıktım diye kötü gözle bakanlar ya da ne bileyim işte hakkımda konuşacak olanlar da, sözde benim içimde olandan daha fazla sapıklık ya da cinsellik yok mu? Ben üstü çıplak bir adam gördüğümde sadece terlemiş olabileceğini düşünürken, diğer insanların benim çıplaklığım üstünden cinselliği ya da kötü diye adlandırılabilecek herhangi bir duyguyu hissetmesi sizce de anormal değimli?
Bu yazıyı 20 yaşımda, sadece balkona iki ya da üç dakikalığına üzerimde penye olmadan çıktığım için arkadaşımın ‘böyle durma içeri gir’ sözüne alınıp ufak bir tartışmanın ardından yazıyorum. Arkadaşımın söylediğine göre tartışmalarda karşı tarafı hiç dinlemiyorum, hatta günlük sıradan konuşmalarda dahi bu durum böyle. Öyleyse bende susarım. Sadece kelimelerimin sesli harfleri kalır geriye. Tartışmak sayfalarda artık sadece. Konuşmak sayfalarda. Şiirlerde. Yazınlarda.

hergün bir şair (Behçet Necatigil)


İstanbul Yüksek Öğretmen okulu ve edebiyat bölümünden mezun oldu. Kars'ta, Zonguldak'ta, Kabataş Erkek Lisesi'nde ve İstanbul Eğitim Fakültesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Kabataş Erkek Lisesi'nde Demir Özlü, Hilmi Yavuz gibi yazar ve şairlerin öğretmeni oldu.
İlk şiiri, lise öğrencisi olduğu yıllarda Varlık Dergisi'nde çıktı. O tarihten ölümüne kadar hep eserler verdi. Şiirlerinde evler, aile, çevre, aşk, bunalım, hastalık, yalnızlık ve ölüm temalarını işledi. Eski ve yeni kelimeleri ustaca şiirine yerleştirdi. Sağlam ve tutarlı bir şiir dünyası oldu.
Şiir kitapları dışında, düz yazılarını topladığı Bile/Yazdı adlı eseri de bulunmaktadır. Almanca'dan çeviriler yapan Necatigil, radyo oyunları da yazmıştır. Bu alandaki çalışmalarını; Yıldızlara Bakmak (1965), Gece Alevi (1967), Üç Turunçlar (1970), Pencere (1975) kitaplarında topladı.
Ailesi ölümünden sonra, Necatigil Şiir Ödülü'nü her yıl verilmek üzere oluşturdu. Ayrıca Kabataş Erkek Lisesi 3 Fen-F sınıfına Behçet Necatigil Dersliği adı verildi.
Behçet Necatigil, 16 Nisan 1916'da İstanbul'da doğdu. Kastamonulu Babası Necati Efendi, annesi Bedriye Hanım’dır. Hasta olan annesi, şair henüz iki yaşındayken vefat etti.
Babasının işleri nedeniyle İstanbul’dan babasının memleketi Kastamonu’ya dönüş yaşandı. Orada hastalandı şair ve yeniden İstanbul’a döndüler. 1931 yılında Kabataş Lisesi’ne orta ikinci sınıftan başladı ve 1936'da okulun edebiyat bölümünden birincilikle mezun oldu.
İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nu 1940 yılında bitirdi. Kars Lisesi’nde başladığı edebiyat öğretmenliğini, İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde 1972 de emekli olarak sona erdirdi. 13 Aralık 1979 tarihinde ölüm kapısını çalana kadar emeklilik günlerini evinde edebiyatla yoğunlaşarak, çalışarak geçirdi. Ölümle dalga geçmesini de bilmişti şair:
"Uzayacağa benzer – Tutuştuğumuz lades – İşi gücü bırakıp – Mezarlığa bakan bir ev tuttum – Ölüm sen beni aldatamazsın – Aklımda!"
İlk şiiri 1935 yılında Varlık Dergisi’nde çıktı. Kastamonu’da edebiyat öğretmeni 1930 yılında Necatigil’in okul defterine şu notu düşmüştü: "Yarının iyi bir kalemine sahipsin. Boş durma, oku!" O çocuk ileride "her aşktan geriye kaç şiir kalır, ona bakalım!" diyerek aşkı şiirle sorgulayacak güçte bir şair olacaktır.
Yazın dünyasında çok çeşitli eserler verdi. Şiir başta olmak üzere, tiyatro oyunları, radyo tiyatroları yazdı. “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü” (1960) ve 220 Türk yazarından 750 roman, hikaye kitabı ve oyunun konu özetlerini veren “Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü” (1979) gibi edebi bilim dünyasına eserler kazandırdı. Çeviri çalışmalarını Almanca dilinden gerçekleştirdi. Birçok ödül aldı; bir çok kitabı yayımlandı. Özellikle yeni kuşak tarafından son yıllarda neredeyse yeniden keşfedilen bu büyük şairin yaşamöyküsünü ve eserlerini uzatarak yazmaktan yana değilim; merak eden bunları zaten kolayca bulabilir.
Beşiktaş Camgöz Sokağı'ndaki 22 numaralı ahşap evde yaşadı önce ailesiyle. Camgöz Sokağı'nın adı artık "Behçet Necatigil Sokağı"dır. 1964 yılında yine Beşiktaş'ta, Nüzhetiye Caddesi üzerindeki Deniz Apartmanı'nın bir dairesini satın alarak oraya taşındılar. Necatigil, ölümüne dek bu apartmanın 23 numaralı dairesinde yaşadı.
Bir yazıda kullanmak üzere ajandama bir not almışım: “Yazar önce odasından çıkar, sonra evinden, sonra şehrinden, sonra ülkesinden; yazarken olgunlaşır, yoğunlaşır, esrir, yetkinleşir. Önce ülkesine döner, sonra şehrine sonra evine, sonra odasına.” Bu söylem sanki Behçet Necatigil’i anlatıyor. Evine, odasına dünyayı, evreni sığdıran bir şairdir o. Öğrencilik ve öğretmenlik yılları yani yaşamı eviyle okul arasında geçti. Çok sınırlı sayıda dostu olan Behçet Necatigil’in odası Hilmi Yavuz’un deyişiyle dünyadan büyüktür. Yalın ve dingin bir yaşamın içinde düşünsel ve dilsel fırtınalar vardır.
Necatigil kalabalıklara karışmayan özgün yaşamıyla varoluş felsefesinin biricik yaratıcı insan tanımlamasına çok uygun bir yaşam sürdü. Şiire felsefeyi yedirdi ve felsefeyi şiirle aşabildi. Oryantalizmin tuzaklarına kapılmadan Doğu ve Batı kültürünü ustalıkla harmanladı.
“Biz de gittik, önemli mi? Bizim de şiirlerimiz – Çevrildi. Batı dillerine. Bir batılı geçtiğim çizgilerden – Geçmedikçe – Ne kadar anlar beni – Sirklerde zebra. Eğlencelik arar gibi – Okuyacaksa beni – Kalsın istemem ondan gelecek – Hayır. Ben kendi yurttaşlarıma - Anlatamıyorsam derdimi – Kalsın - Kalsın daha iyi!"
Şair bir sözcüğe, bir söyleme, bir dizeye birden fazla anlam yükleyerek ilk bakışta basit gibi duran şiirlerin sihirbazıdır. O basit gibi duran şiirleri okumak çok keyif verir, derinine inmek için okuyucudan çaba ister şiir;neredeyse bir Behçet Necatigil mihmandarına gereksinimi vardır okuyucunun. Onun şiirinde anlam tek değildir.

------------------------------------

Yanımdan geçerken bir tuhaf baktı,
Arzulu ve davetkardı mutlak.
Bense neden sonra farkına vardım,
Böyle işler bizden ne kadar uzak.

Şimdi
Ha başımı taşlara vurmuşum,
Ha düşmüşüm geceyle sokaklara;
Kimbilir ne zaman karşılaşırım,
Hem tanıyacağım da şüpheli bir daha.

Behçet Necatigil

Kadın Filmleri Festivalinde 53 Film

8. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, İstanbul, Kars ve Sinop'ta 12 Mart-18 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek.

Filmmor Kadın Kooperatifince bu yıl 8. kez gerçekleştirilecek festivalin filmleri, 12-21 Mart tarihlerinde İstanbul'da Fransız Kültür Merkezi, Goethe Enstitüsü, İstanbul Modern salonlarında gösterilecek. Festival süresince 20 ülkeden 53 film gösterime sunulacak.

Festival, 10-11 Nisanda Kars'a, 17-18 Nisanda Sinop'a gidecek. Festival, ayrıca bu yıl Creteil Kadın Filmleri Festivali (Festival De Films De Femmes) ortaklığıyla 31 Mart-6 Nisan tarihleri arasında Türkiye'den kadınların filmleriyle Fransa'da olacak.

Filmler, ''Marleen Gorris Toplu Gösterimi'', ''Carole Roussopoulos Anısına'', ''Ermenistan KIN (Kadın) Filmleri Festivali Seçkisi'', ''Jin Jiyan Azadi'', ''Cins Cinsiyet Cinsiyetler'', ''30 Yıl Sonra 12 Eylül'', ''Sinemada Kadınlar: Melek ya da Şeytan, Masum ya da Fettan ya da Hiç Kimse'' bölümleri altında izleyici ile buluşacak.

Festivalin kapanışında, Türk sinemasındaki cinsiyetçiliğe dikkati çekmek amacıyla düzenlenen ''Altın Bamya'' ödülleri verilecek

Gelenekten Çağdaşa Türk Sanatı, İstanbul Modern'de

Tarihsel kökenlerden yola çıkan dokuz sanatçının, Doğu-Batı, yerel-evrensel, gelenek, modernlik ve çağdaşlık kavramlarını vurguladığı, "Gelenekten Çağdaşa- Modern Türk Sanatında Kültürel Bellek" adlı sergi, İstanbul Modern Sanat Müzesi'nde açıldı.
İstanbul Modern Sanat Müzesi, yeni sergisinde geleneğe ait düşünce ve üretim biçimlerinin modern ve çağdaş sanattaki izlerini sürüyor. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nın katkılarıyla gerçekleşen "Gelenekten Çağdaşa- Modern Türk Sanatında Kültürel Bellek" adlı sergi, Batılılaşmadan bugüne modern ve çağdaş sanatımızın geleneksel sanatlarımız ile olan ilişkisini konu ediniyor, sanatın geleneksel olanla ilişkisine odaklanıyor ve tarihle modernliğin sanatçılar tarafından nasıl inşa edildiğini göstermeyi amaçlıyor.

Küratörlüğünü Levent Çalıkoğlu'nun üstlendiği, Doğu-Batı medeniyetleri arasında bir köprü olarak tanımlanan Türkiye coğrafyasının kültürel birikimini, ulusal ve uluslararası izleyicilere anımsatmak isteyen sergide, sanatçıların Anadolu coğrafyasından aldıkları etkiler aktarılıyor. Süreli Sergiler Salonu'nda açılan ve 23 Mayıs'a dek sürecek olan sergide, Erol Akyavaş, İsmet Doğan, İnci Eviner, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Selma Gürbüz, Ergin İnan, Balkan Naci İslimyeli, Murat Morova ve Ekrem Yalçındağ'ın çalışmaları yer alıyor. Videodan resme, yerleştirmeden fotoğrafa uzanan bir çeşitlilik içinde, sanatçıların farklı dönemlerinden çalışmalarının yanı sıra, modern sanatımızın geçmişine de odaklanarak, hat, minyatür, çini, vitray, tekstil gibi objeleri bir araya getiren sergide, 105 yapıt yer alıyor.

Günümüzde çağdaş sanatta geleneğin anlamını tartışmaya açan sergide, geleneklerden, tarihsel kökenlerden yola çıkarak üreten dokuz sanatçının, Doğu-Batı, yerel-evrensel, gelenek, modernlik ve çağdaşlık kavramlarını yeniden okumaları sunuluyor. Sergi, çağdaş sanat ortamının 1980'lerden başlayarak sorgulamaya başladığı "bellek, gelenek, geçmiş" sorunsalını; geçmiş ve geleneğin çağdaş sanattaki yeri, modern sanatın yerel kültür ve tarihle ilişkisi, geçmişin aynı zamanda bir kimlik sorunu olarak ele alınması gibi önemli konuları gündeme getiriyor.

Osmanlı Fermanları Sergisi Kocaeli Sanat Galerisi'nde Açıldı


Kocaeli Sanat Galerisi, Osmanlı dönemine ait değişik zamanlarda ve konularda yazılmış fermanların yer aldığı sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, 26 Şubat Cuma akşamına kadar gezilebilecek.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nün koleksiyonuna ait Osmanlı Fermanları Sergisi, Kocaeli Sanat Galerisi'nde açıldı. Arşiv uzmanları, sergideki ferman ve beratlar hakkında bilgilendirme yaptı. Burada konuşan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, tarihin günümüze kadar ulaştırılmasının önemine değindi.
Başkan Karaosmanoğlu, Osmanlı döneminde yazılmış bu belgelerin geçmişimizi en iyi şekilde yansıttığını ve bu tarihi yazıların büyük fırsat olduğunu ifade ederek, geleceğe emin adımlarla atılmak adına önemli bilgiler içerdiğini söyledi. Belgelerin, Osmanlı'daki işleyişin estetik ve titizliğini en iyi şekilde yansıttığını ifade eden Karaosmanoğlu, serginin açılmasına katkı sağlayanların çok önemli bir iş başardığını belirtti.