17 Şubat 2010 Çarşamba

Tiyatroculardan destek ve sağduyu çağrısı


Kumbaracı50 Sahnesi'nin mühürlenmesi sonucu gösterimi engellenen "Yala ama Yutma" adlı oyun hakkında, tiyatrocular bir dayanışma bildirisi yayımlandı. Türkiye Tiyatrolar Birliği de sahnelerini oyuna açıyor.

Özen Yula'nın yazdığı, Melis Tezkan ve Okan Urun tarafından kurulan "Biriken" ekibinin yönettiği "Yala Ama Yutma" adlı oyun, Beyoğlu'ndaki Kumbaracı50 Sahnesi'nde, 15 Şubat'tan itibaren seyirciyle buluşacaktı. Ancak Vakit gazetesi oyunu hedef göstermiş ve sonrasında oyuncular tehdit mesajları aldıklarını söyleyerek güvenlikleri için Valiliğe başvurmuştu. Aynı gün, Beyoğlu Belediyesi "yangın merdiveni olmadığı" gerekçesiyle Kumbaracı50 Sahnesi'nin kapısına mühür vurmuştu.

Tepkilerin ardından, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, "2010 Kültür Başkenti'nde bir sahneye mühür vurulması yakışmaz" şeklinde bir açıklama yaptı ve 10 Şubat akşamı salonun kapısındaki mühür söküldü. Yapımı devam eden yangın merdiveninin en kısa sürede sahneye takılacağı bildirildi. Ancak "Yala Ama Yutma" oyununun gösterimi, oyun ekibinin kendileri ve seyircileri hakkındaki güvenlik kaygıları sürdüğü için ertelendi.

Türkiye Tiyatrolar Birliği: Sahnelerimizi oyuna açıyoruz
Türkiye Tiyatrolar Birliği (TTB) konuyla ilgili bir açıklama yaptı. "Sahne sanatları alanında temel hakları ve özgürlükleri bile görmezden gelen baskıcı ve yasakçı tavrı kabul etmiyor ve oyunun gösterimlerinin gerçekleşmesi için, altyapı olanaklarımızı seferber etmeye ve dayanışma etkinlikleri düzenlemeye, bu şekilde 'Yala Ama Yutma' oyununa desteğimizi sunmaya hazır olduğumuzu bildiriyoruz" denilen açıklamada, ilk aşamada Birliğe üye İzmir Yenikapı Tiyatrosu ve Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları'nın sahne olanaklarını oyuna tahsis etmek için gerekli girişimlerde bulunmayı taahhüt ettikleri belirtildi. Birlik ayrıca, söz sahibi olduğu şenlik ya da festivalleri de topluluğa açmak için gerekli çabayı göstereceklerini ilan etti.

Birlik, hak ve özgürlükler mücadelesine duyarlı ve sahne olanaklarına sahip tüm topluluk, kurum ve organizasyonları ellerindeki olanakları ilkesel olarak "Yala Ama Yutma" oyununa açmak için girişimde bulunmaya, tiyatro camiasının bir bütün olarak tehdide ve sansüre boyun eğmemek için tavır almaya çağırdı ve "Dayanışma ağımız büyüdükçe, baskı ve sansür küçülecektir" dedi.

"Geri çekilmeyeceğiz, birlikte hareket edeceğiz"
Öte yandan tiyatrocular, "Yala ama Yutma" ekibi ile Kumbaracı50'ye destek vermek için ortak bir bildiri yayımladı. "Yala ama Yutma" ekibinin provokatif yayınlar duruncaya dek oyunu bir süreliğine ertelediği hatırlatılan açıklamada, ekibin kendileri ve seyircileri için duydukları bu haklı korkunun cesaretsizlikten değil, gerçeklerin farkında olmaktan kaynaklandığı ifade edildi. Açıklamada, bu sürecin "geri çekilmek değil, daha fazlasını talep etmek üzere akılcı çözüm yolları aramak" anlamına geldiği görüşüne yer verildi.

"Biliyoruz, farkındayız, birlikteyiz" başlığını taşıyan bildiride, Kumbaracı50 Sahnesi'nin "Yala Ama Yutma" ekibine ilk günden bu yana tehditlere direnerek destek vermeye devam ettiği, "Yala Ama Yutma" ekibinin de her kararıyla Kumbaracı50’yi korumayı seçtiği belirtilerek, "Sanat yoluyla özgür ifadeden yana isek bunu ifade edebilme hürriyetimize sahip çıkan mekânları da korumamız ve çoğaltmamız gerek. Bu noktada alınan riskin sorumluluğunu soğukkanlılığımızı koruyarak sahiplenmeliyiz" denildi.

Açıklamada, "Sanatın özgür irade ve ifade gücünün; zihinlerde oluşturulacak en tehlikeli sansür olan otosansür yoluyla engellenmesini önlemek için; sanatın diliyle konuşmak isteyen her topluluğu ve mekânı topun ucuna yerleştirerek başlatılmaya çalışılan kör dövüşlerine izin vermemek için" seyirci ve topluluklar sağduyulu hareket etmeye ve kalıcı çözümler geliştirmeye çağırıldı; "Bildiğimiz dilde konuşmak varken yok edilip kaybolmak değil, çoğalmak istiyoruz" denildi.

Sanatçılar, oluşabilecek her tehlikeye karşı, gerek yasal yollarla gerek manevi destekle "Yala Ama Yutma" ekibinin ve Kumbaracı50’nin yanında olacaklarını ve bundan sonra gerçekleşebilecek benzer her tür durumda ortak bir tepki koyacaklarını ilan ettiler.

Bildiriye şimdiye dek imza koyan sanatçılar ve topluluklar şöyle: Altıdan Sonra Tiyatro, Arif Akaya, Aslı Atasoy, Ayşe Bayramoğlu, Biriken, Çıplak Ayaklar Kumpanyası, Devlet Tiyatrosu Opera ve Bale Çalışanları Vakfı (TOBAV) İstanbul Şubesi, Derya Alabora, Dikmen Gürün, Duru Tiyatro, Eraslan Sağlam, Eser Rüzgar, Genco Erkal, Hasibe Eren, İlyas Omdan, Kerem Özel, Kumbaracı50 Sahnesi, Mehmet Birkiye, Mehmet Ergen, Murat Karasu, Nesrin Kazankaya, Nihal Koldaş, Oyun Deposu, Özen Yula, Seçkin Selvi, Selen Korad Birkiye, Sibel Arslan Yeşilay, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, Tiyatro Gerçek, Tiyatro Hal, Tiyatro Pera, tiyatrotem, Uluslar arası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (IATC) Türkiye Merkezi (TEB), Üstün Akmen, Ve Diğer Şeyler Topluluğu, "Yala Ama Yutma" Ekibi, Yılmaz Öğüt, Zeynep Tanbay.

'Ekmek ve Gül' sergisi direnişi anlatıyor


Ankara’da devam eden TEKEL direnişini anlatan sergi “Ekmek ve Gül” İMO’da açıldı.

Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği üyeleri, 63 gündür süren direnişin ilk günlerinden itibaren tüm yanlarını Ankara halkına anımsatmak için bir sergi açtı.

Serginin açılışında söz alan fotoğrafçı Mehmet Özer direnişin ilk gününden itibaren TEKEL işçilerinin yanında olduklarını ve bu direnişi ölümsüzleştirmek için deklanşöre bastıklarını ifade etti.

Etkinlikte Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel de bir konuşma yaptı. 63 gündür her zorluğa karşı direnen işçiler için hazırlanan serginin anlamının çok büyük olduğunu söyledi. Türkel, işçi mücadelesinin fotoğraflarını kare kare görmenin bir başka haz olduğunu belirtti. “Bu anı ölümsüzleştirenlerin ellerine yüreğine sağlık” diye konuştu.

Sergi, 28 Şubat'a kadar İnşaat Mühendisleri Odasında sergilenmeye devam edecek. Sergi önümüzdeki günlerde de başka illere de taşınacak.

16 Şubat 2010 Salı

hergün bir şair (Küçük İskender)


küçük İskender mahlasıyla tanınan Derman İskender Över, 28 Mayıs 1964 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne girdi ve beş yıl eğitim gördü. Kendi arzusuyla bıraktığı tıp eğitimini takiben İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'ne de üç yıl kadar devam etti. Ağır basan sanat hayatı onu akademik ortamdan kopartarak edebiyat ve sinemaya sürükledi.

'Marjinal şair' olarak tanınmaya başlaması 1985 yılıdır. Günümüze değin bunca yıllık süreye onlarca şiir ve özgür metin, bir günlük, üç roman, iki özel derleme, bir inceleme, bir antoloji olmak üzere birçok kitap sığdırdı. Kimi Avrupa ülkelerinde çıkan antolojilerde şiirleri basıldı. Kanada'da yayımlanan Descant adlı edebiyat dergisinin Türkiye özel sayısında, ABD'de ise Murat Nemet Nejat'ın 'eda' kavramında yoğunlaştığı Türk şairlerinden çeviri antolojisinde kendine yer buldu. 2000 yılında İtalya'da düzenlenen Avrupalı Genç Şairler Yarışması'nda ( La Giovane Poesia D'europa Nel 1999 ) ilk ona girdi ve bu şairlerle birlikte kitaplaştırıldı. Yine aynı yıl içersinde uzun zamandır sinema dalındaki jürisinde de yer aldığı Orhon Murat Arıburnu Ödülleri'nde 'Bir Çift Siyah Deri Eldiven' adlı şiir kitabıyla birincilik alarak ödüllendirildi. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Fotoğraf Bölümü master öğrencilerine 'Postmodernizmin Görsel Malzemeye Etkisi' üzerine bir seminer verdi. 2001 yılında Almanya'da, 2002'de de Hollanda'nın çeşitli şehirlerindeki etkinliklerde konuşmacı olarak ve şiir performanslarıyla yeraldı. 2003 yılında Berlin'de düzenlenen İlk Türkiyeli Eşcinseller Kongresi'nde bu konudaki dekleresini okudu. 2004'te Newyork'ta ve Kuzey Carolania'da üniversitelerde konuşma yaptı ve tek kişilik okuma gecelerine konuk oldu. Ayrıca Türkiye'de farklı üniversitelerde ve liselerde panellere, workshop'lara katıldı. Bir dönem seslendirme, senaristlik, radyo programcılığı, şiir matineleri de yapan küçük İskender, içlerinde 'Ağır Roman' ve 'O Şimdi Asker'in de bulunduğu beş filmde de oyuncu olarak rol aldı. Halen Varık, Adam Sanat, Yasak Meyve, Kaçak Yayın adlı dergiler ağırlıklı olmak üzere yazmaya ve kitaplaşmış eserlerini yayımlamaya devam etmektedir.

-------------------------

bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık
kütür kütür küfrediyor gece imanıma
bir yaprak kırılıp suya düşüyor
su yaralanıyor su kanıyor şelale!

ah nasıl titredim tensiz
bir piyanist büküldü sanki
kesişen ayrışık doğrular gibi
çarpışıverdim yüzünle. Yüzün
öyle düzgün suna bir elyazısı
yüzün yüzüme aksedince
yüzün ayna alnımda
yüzün uzun hüzünlü bir alınyazısı!

bitmemiş bir ömrün yalanısın
sen: kabuslarımın tabiri
çocukluğumun arta kalanısın!
öldüreceğim kendimi dudaklarınla
dudakların etle, şehvetle seferber
sen! bana inen son kutsal kitap
son fakir yatır
son aciz peygamber!

bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık

Berlin'de Türk sineması gecesi


Almanya'nın başkenti Berlin'de düzenlenen 60. Berlin Film Festivali Berlinale çerçevesinde, Türk sinemasını tanıtmak amacıyla "Berlin'de Türk Sineması" gecesi düzenlendi.

Potsdamer Platz meydanındaki "Spielcasino" adlı oyun salonunda düzenlenen geceye, bazı oyuncu ve yönetmenlerin yanı sıra Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Ahmet Acet, Berlin Başkonsolosu Mustafa Pulat, çok sayıda büyükelçilik ve başkonsolosluk görevlisiyle Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) Berlin Eyalet Meclisi üyesi Bilkay Öney katıldı.

Büyükelçi Acet, Türklerin ve Türk sinemasının Berlin’i zenginleştirdiğini belirterek, Berlinale’nin, Türk sinemasının geldiği yeri göstermesi açısından büyük bir imkan olduğunu söyledi.

Türk sanatçıların Berlinale vesilesiyle Berlin’e çıkarma yaptığını ifade eden Acet, festivale katılan Türk filmlerinin de çok iyi bir temsil görevi yaptığını kaydetti.

Acet, ayrıca Almanya’da yaşayan Türklerin uyum sorunu olmadığını, bazı istisnaların abartıldığını, büyük çoğunluğun Alman toplumuna iyi bir şekilde uyum sağladığını ifade etti.

Geceye katılan yönetmen Ezel Akay da Berlinale’nin en fazla önemsediği festivallerden biri olduğunu belirterek, Berlin’de de hiç yabancılık çekmediğini ve kendisini Türkiye’deymiş gibi hissettiğini söyledi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ankara Sinema Derneği tarafından düzenlenen gece için, Kavaklıdere, Efes, Oğlak Yayınları, Kalan müzik şirketi ve Kurukahveci Mehmet Efendi de sponsorluk yaptı.

Oscar Adaylarına Uyarı

ABD'de bu yıl 82. yapılacak Oscar törenlerinin organizatörleri, adayların, sıkıcı teşekkür konuşmalarından kaçınmak için yeni bir çözüm ortaya koydu.

Organizatörler, adaylardan, biri ödülü aldığı anda konukların huzurunda yapacakları iki konuşma hazırlamalarını istedi.

45 saniye sürecek ödülü kabul konuşmasında "Oscar'ın kendileri için ne ifade ettiğini" anlatmalarını isteyen organizatörler, "törenin en nefret edilen yanı" olarak nitelendirdiği teşekkür konuşmasını ise kuliste kameralara kaydetmeyi teklif etti.

Organizatörler, kuliste kaydedilen konuşmanın daha sonra internette yayımlanabileceği, kazananların bu kayıtları arkadaşlarına postalayabileceği ya da istediği şekilde değerlendirebileceği görüşlerini ortaya attı.

Steve Martin ve Alec Baldwin'in sunuculuğunu üstlendiği 82. Oscar törenleri 7 Martta yapılacak.

İranlı Protestocunun Öldürülmesi Görüntüsüne Ödül


ABD'de İranlı bir protestocunun vurularak öldürülmesini videoya kaydeden ve internet yoluyla dünyanın bundan haberdar olmasını sağlayan kimliği belirsiz kişiler, gazetecilik alanında verilen George Polk ödülüne layık görüldü.

Long Island Üniversitesinin verdiği, ABD'nin en önemli gazetecilik ödüllerinden biri olarak görülen George Polk'un, bu yıl ilk kez anonim bir çalışmaya verildiği bildirildi.

2009 Polk ödüllerini diğer kazananlar, Taliban tarafından kaçırılması ve cezaevinde tutulmasını anlattığı 5 bölümlük dizinin yazarı New York Times muhabiri David Rohde ve New Yorker dergisi çalışanı David Grann oldu.

Yunanistan'da iç savaş haberi yaparken öldürülen CBS muhabiri George W. Polk onuruna verilen ödüllerin, 8 Nisanda Manhattan'da yapılacak törenle sahiplerini bulacağı belirtildi.

Ödüllerin vasisi John Darnton, öldürülen İranlı protestocunun videosunun milyonlarca insan tarafından izlendiğini ve "İran'daki direnişin simgesel bir tasviri" olduğunu söyledi.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın tartışmalı cumhurbaşkanı seçimini kazanmasını protesto ederken öldürülen müzik öğrencisi Nida Ağa Sultan'ın ismi, ülkede muhalefetin sloganı olmuştu.

15 Şubat 2010 Pazartesi

arşiv

‘’Sabah mahmurluğunu üzerinizden atabilmek için sıcak bir kahve gibisi var mı?’’ gibi bir başlıkla karşılaşmıştım okuduğum bir yazıda. Hani hak vermemişte değildim doğrusu. Şöyle dumanları üzerinden henüz ayrılmamış sıcak bir kahve kadar hiçbir şey beni kendime getirmemişti. Düne kadar!

Telefonumun aranan kimliği iletme sesiyle alarm sesini aynı ayarlamışım, sanırım üşengeçlikten. Uyur uyanık bir ses, arka fonunda yaşamın, tatlı tatlı tekrarlıyordu kendini. ‘’Hit the road jack!’’. Geç yatmak, geç kalmak, iş, uykusuzluk, üşengeçlik gibi bir çok miskin ifadeyle birleştirmiş kendimi, yatağımda sağa sola ve daha birçok yöne iki büklüm duruşlara ram olmuşken, alarmı kapatmak için telefonu elime aldım. Ve az önce bahsettiğim ses tonu aynılığının ilk defa o an farkına vardım. Çalan alarm değildi. O arıyordu. -ki burada bahsedilen o şiirlere konu olmuş, belli belirsiz hislerle beslenmiş, adına hayaller kurulmuş belki, belki bir sevdadan tükenmiş, bir çift göz ve tatlı bir tebessümün sahibesi!- Telefonda adını görmem, açmaya karar vermem ve yanıtla tuşuna basmam arasında yitirdiğim zaman zarfında yıllar önce okuduğum yazının başlığı aklıma geldi. ‘’Sabah mahmurluğunu üzerinizden atabilmek için sıcak bir kahve gibisi var mı?’’ eskiden hak verdiğim başlığı sonra çürütmek üzere beklemeye aldım düşüncelerimi ve çalan telefonumu cevapladım.

Yoğun hislerin başlangıcında insan,
Sevinin sesini, yüzünü yada kelimelerini hissetmek ister hep yanında, her an onunla konuşmak, her an onun hakkında yada onun kaleminden okumak..
Bundan olsa gerek telefonda sevinin sesiyle kendine gelen ve yüzümdeki mahmurluk ifadesinin yerine aptal bir gülümsemeyi yerleştiren bendenizin mesut halet-i ruhiyesi..

Kimilerine göre basit merhabadan ve günaydından ibaret olan,
Bana göreyse insan hakları bildirgesinin beyanından da öte konuşmamızın ardından, gözlerim fal taşı, içimde milyarlarca atomluk bir enerji.. Hali hazırda uzanır bulunduğum yatağın yüzünün dönük olduğu tavanda hayallerimle kayboldum.
Bir tek merhaba yeterliymiş sabahları, anladım..
Doğruldum..
Bilgisayarın ekranını kaldırdım,
Her sabah Kant gibi sistematik izlediğim prosedürü atlayıp kahvemsiz başladım okumaya, dünden güne olanı biteni..

İçimde yarınsı bir umut..
Yaşamsı bir huzur..
Bir merhaba..
Ve bin selam gelecek günlere..
Derken düşündüm;
‘’Sabah mahmurluğunu üzerinizden atabilmek için sıcak bir kahve gibisi var mı?’’
Evet,
Var..
Sevi sesi,
Tınısı..
Bir kelimesi onun,
Bir merhabası!




Uur