5 Şubat 2010 Cuma

hergün bir şair (Ahmet Telli)


1946 yılında Eskipazar'da doğdu. Gazi Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdikten sonra, çeşitli eğitim kuruluşlarında öğretmenlik yaptı.12 Eylül' den sonra uzunca bir süre tutuklu kaldı.

``1960 sonrası toplumcu şiirimizin ikinci kuşağında yer alan özgün bir şairidir. Birinci kuşaktan, özellikle İsmet
Özel'den -ses tonu ve sözcük seçimi bakımından-, geniş ölçüde etkilenmiş olduğu gözlemleniyor. Romantik ve başkaldırıcı kişiliği, O'nu bir yanıyla da Attila İlhan şiirine bağlıyor.''

-----------------------

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka
hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler

Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
' Tükürsem cinayet sayılır' diyordu birisi
tükürsek cinayet sayılıyor artık
ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
tek yaprak bile kımıldamıyor nedense
ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
okuduğum bütün kitaplar paramparça
çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler
bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma

Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
dizginlerini koparan bir at sanki bu
soluksoluğa kalıyorum her sonbahar
ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez
şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün

Ahmet Telli

4 Şubat 2010 Perşembe

Sanatçılar "Silikozis" Hastaları için Destek Turunda

Kot Kumlama İşçisi Dayanışma Komitesi Sözcüleri, İşçilerin Sorunları Hakkında Bilgi Vermek Üzere TBMM'de Bir Dizi Temasta Bulundular.

Kot Kumlama İşçisi Dayanışma Komitesi Sözcüleri, işçilerin sorunları hakkında bilgi vermek üzere TBMM'de bir dizi temasta bulundular.

Kot Kumlama İşçisi Dayanışma Komitesi Sözcüleri Prof. Dr. Zeki Kılıçarslan, İclal Aydın, İlkay Akkaya, Yasemin Göksu ve Mehmet Demir TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil ve AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ'ı ziyaret ederek silikozis hastaları ve işçilerin sosyal hakları için yardım ve destek istediler.

Komite sözcüleri yasak olduğu halde bu işi yapanların olduğu anlatıldı ve bugüne kadar silikozis hastalığından 44 işçinin hayatını kaybettiği belirtildi. Şu anda da 600 kişinin silikozis hastalığından tedavi gördüğü kaydedildi. Pek çok kişinin sosyal güvencesinin olmadığı, hastalığın ilerlemesi halinde ise tedavisinin mümkün olmadığı dile getirildi. Bu hastalıktan yüzlerce kişinin de ölmesinin beklendiği dile getirilirken, iktidar partisinin bu yönde vereceği desteğin çok önemli olduğu vurgulandı.

AKP Grup Başkanvekili Bozdağ'da en yakın zamanda bu talepleri gündeme getirecekleri sözünü verdi.

Genç Sanatçılar "Agora"da Buluştu

16 Farklı Üniversitede Çeşitli Sanat Dallarında Öğrenim Gören 44 Öğrenci, Almanya'nın Essen Kentinde "Agora 2010" Adlı Proje Çerçevesinde Bir Araya Geldi.

16 farklı üniversitede çeşitli sanat dallarında öğrenim gören 44 öğrenci, Almanya'nın Essen kentinde "AGORA 2010" adlı proje çerçevesinde bir araya geldi. Projeye Türkiye'den de öğrenciler davetliydi.
Bir yanda dünya hakkında sohbet edenler, diğer yanda elinde kamerasıyla onları görüntüleyenler, biraz ötede miks cihazının ayarlarını düzelten biri ve müzikle, dansla bu ortama eşlik edenler… Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nin 16 farklı üniversitesinde farklı sanat dallarında öğrenim gören genç sanatçılar, Essen'deki gösteri merkezi PACT Zollverein'ın "Agora 2010" adını verdiği projede buluştu.

Etkinliğe neden "Agora" adının verildiğini proje yöneticisi Stefan Hilterhaus şu sözlerle anlatıyor: "Agora, eski Yunan sitelerinde kentsel ve sosyal yaşamın merkezi olan büyük meydanlardı. Biz kendi projemize bu ismi verdik, çünkü biz de bunu sanata aksettirmeye çalışıyoruz. Sanatın farklı dallarından olduğu kadar farklı kültürlerden ve farklı anlayışlardan sanatçılar arasında iletişim kurulmasını sağlamaya çalışıyoruz."

Türkiye'den 10 genç sanatçı

Bu sene Türkiye'den de 10 öğrenci projeye katıldı. Bunlardan biri de Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi "Bilgisayar Ortamında Sanat ve Tasarım" bölümünde yüksek lisans öğrencisi olan Berkay Tuncay'dı. Tuncay projeye ilişkin düşünecelerini, "Gerek entegrasyon açısından, insanların birbirleriyle kaynaşması, farklı kültürlerden farklı üniversitelerden gelen öğrencilerin bu kadar kısa süre içerisinde çok hızlı ve verimli çalıştığı, aynı zamanda insani ilişkileri de çok üst boyutta geliştirebildiği bir projeydi" sözleriyle ifade ediyor.

Daha önce de benzer etkinliklerde yer aldığını, Ancak Essen'deki projenin beklentilerini en yüksek düzeyde karşılayan proje olduğuna dikkat çeken Tuncay, buradaki kendi çalışmalarını ise şöyle açıklıyor: "Benim açımdan çok verimli olan bir başka taraf da benim daha çok grafik dizayna ve fotoğrafa yakın bir geçmişim olmasına rağmen çok farklı disiplinlerden insanlarla çalışma fırsatım olmasıydı. Bunların içine performans sanatçıları ve müzisyenler de dahil. En son ortaya koyduğumuz, grup olarak ortaya koyduğumuz eser bir performans çalışmasıydı bir video enstalasyonuydu. Ürettiğimiz performansı da açılış gününde izleyenlere sunma şansına sahip oldum."

"istanbul hızlandı"

Almanya'nın Ruhr Bölgesi ve Essen kenti ile birlikte, Macaristan Pecz şehri ve istanbul "2010 Avrupa Kültür Başkenti" unvanını taşıyor. Kültür başkenti etkinlikleri kapsamında Essen'deki "Agora 2010" projesine katılan sanatçı Berkay Tuncay, istanbul'da da çalışmaların hızlandığını belirtiyor: "Genelde hep Bienal zamanı sanat hatırlanır istanbul'da. Ama bu 2010 vesilesiyle şu anda halk da daha duyarlı, gerek belediyeler gerek galeriler olsun herkes daha sıkı çalışıyor. Bununla ilgili yakın zamanda Peter Kogler'in "istanbul'da yaşıyor ve üretiyor" adlı bir workshopu olacak, bir de ona katılıyorum ve onun sonunda da bir sergi düzenlenecek umuyorum. Şu anda Essen ne kadar sıkı çalışıyor durumdaysa, istanbul da kafasını kaldırmak ve o Avrupa şehirlerinden biri olduğunu kanıtlamak için çok sıkı çalışıyor."

hergün bir şair (Can Yücel)


Can Yücel,1926'da İstanbul'da doğdu. Eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in oğludur.

Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı.

Askerliğini Kore’de yaptı. 1958’de Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Bodrum’da turist rehberi olarak çalıştı. Ardından bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını İstanbul’da sürdürdü. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu evlilikten iki kızı (Güzel ve Su) ve bir oğlu (Hasan) oldu.

Son yıllarında Datça’ya yerleşti ve her hafta Leman, her ay Öküz dergilerinde yazıları ve şiirleri yayımlandı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirell`e hakaretten yargılanan Yücel, 18 Nisan seçimlerinde ÖDP`nin İzmir 1. sıra milletvekili adayı oldu. 12 Ağustos 1999 gecesi ölen şair, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça'ya gömüldü.


--------------------

özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....

Can yücel

peygamber(!)

“Yumruklar havada uçuştu” diyordu bugün okuduğum bütün gazetelerin manşetlerinde ve kimse bahsetmiyordu bu soğuk havalarda sokakta kalan tekel işçilerinden! Oyu verenlerden daha çok ilgi çekiyordu oyu alanlar çünkü para onlardaydı ve tabi söz söyleyebilme hakkı..

Onlardı yaratan kimilerine göre ve pekte haksız sayılmazlardı hani.

Peygamber ilan edilen bir başbakana sahip olmak nasıl bir duygu hiç merak etmemiştim, hissetmek zorunda kalınca anladım. Saman altından nice barajlar dolduran devletim, hükümetim(!) alttan alta öyle işlemişti ki sözde ılımlı islamını, kimse farkında değildi gizliden gizliye yahut uluorta ilan edilen şeriatın.

Hem kim ne şikayet edebilirdi ki? Bir peygamberimiz vardı ve peygamberler cinsel hayatlarıyla ilgili kitapları yazmaktan çok kavimlerini kollarlardı(kitlelerin gözünde..). ve hunharca katledilirdi peygamber saydamlığında pisliği gören insanlar..

Bir peygamberimiz vardı ve kendi kitabını yazmak üzereydi. Öyle ya bütün yayın organları onun elindeydi, isa’yı öldürmüş, davut’u dövdürmüştü. O ne isterse o olurdu. Pardon tanrı’sı ne isterse o olurdu. Ve onun tanrısını görenler, inkar edenler öldürülüyordu(!). şimdi mi?

Şimdi her şey uluorta ve fakat durmuyor yaradan. Bayrağında onlarca yıldız ve enine çizgiler. Peygamberi artık Mesih ilan etmiş kendini, mirası koltuğunda belirmiş, belirecek onlarca peygamber. Yaşıyorum diyebilmek bile lüks olmuş hani. Haiti’de onlarca insan ölmüştü bir zamanlar. Bir zamanlarda madenlerde göçükler, ölüler, ağır yaralılar. Şimdi keşke bir madenimiz olsa da çökse üzerimize.. en azından yaşayanlarımız olur içimizden. Böyle kömürden, böyle kara, böyle para kokusundan muzdarip bir dünyada sadece peygamberler ve müritleri yaşar, anladım(!).

Yumruklar hiç dinmeyecek.

Ve bu soğuk havada, Ankara’da kimler ne için sokakta bilinmeyecek.

Gazeteler seçilenleri yazacak seçenin çilesinden çok.

Ve öyle korkuyorum ki..

Sanırım güzel günler,

Hiç gelmeyecek!

Uur

3 Şubat 2010 Çarşamba

her gün bir şair ( Cemal Süreyya)


Cemal Süreya 1931'de Erzincan'da doğdu.("1931 yılında Erzincan'da doğdum. Bir doğum günüm yoktur benim"-Güngör Demiray'a mektup,Cemal Süreya Arşivi,Mektuplar Dosyası) 1938'de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik'e sürgün edildi. 9 ocak 1990 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi maliye ve iktisat bölümü'nü bitirmiştir.Maliye Bakanlığı'nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik, darphane müdürlüğü, Kültür Bakanlığı'nda kültür yayınları danışma kurulu üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği ve 25 yılı aşkın Türk Dil Kurumu üyeliği görevlerinde bulunmuştur.Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yapmıştır.

Ağustos 1960'tan itibaren yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini Haziran 1966- Mayıs 1970 arası 47, 1980-1981 arası iki sayı daha çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.

İkinci yeni hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarından sayılan Cemal Süreya'nın ilk şiiri "Şarkısı Beyaz" Mülkiye dergisinin 8 Ocak 1953 tarihli sayısında yayımlanmıştır.Geleneğe karşı olmasına rağmen geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi.Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı,yoğun, diri imgeleriyle ikinci yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Ölümünden sonra adına bir şiir ödülü kondu.1997'de de Cemal Süreya arşvi yayımlandı.

Cemal Süreya 38 sürgününü bir şiirinde şöyle anlatıyordu:

"Bizi kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu."

ülkü tamer onun için şu dizeleri yazmıştır:

Tanrı Bin birinci gece şairi yarattı, Bin ikinci gece cemal'i,

Bin üçüncü gece şiir okudu tanrı, Başa döndü sonra, Kadını yeniden yarattı.

----------------------

İNSAN GİBİ

Yaşadım, Tanrım,
Yarım ve uluorta, 
Bir dahaki hayatta, 
Varsa öyle bir hayat,
Şiir yazar mıydım, 
Bilmiyorum.  

Ama kadınlar, Tanrım, 
Öyle sevdim ki onları, 
Gelecek sefer 
Dünyaya Kadın olarak gelirsem, 
Eşcinsel olurum.

Cemal süreyya

akşamdan kalma güne yalınayak

Ne zaman içsem ertesi güne bin bir pişmanlık, korku ve endişeyle başlıyorum. Garip!

Dün akşam içkinin dozunu tam ayarlayamadım yine. Aslında yalan yok, tam ayarladım. Tamda istediğim gibiydi her şey. Unuttum ne varsa. Kendimi bile unuttum. Sabah uyandığımda en son hatırladığım masamdan kalkan arkadaşımdı. Ötesi siyah. Ve başka hiçbir şeyi ne hatırlıyorum ne dert ediyorum şuan. Köşe yazılarına baktım uzun uzun. Sonra bir internet sitesinde bir video’ya denk geldim. bir şarkıyı klipleştirmişler. Ama ne şarkı! Ama ne klip! şarkı Kürtçe. Üşüyorum diye haykırıyor söyleyen. Dinledikçe üşüdüm. Özledim geçmişi. Ve henüz aymayan bedenimi daha bir melalkolik havaya sürükledim istemsiz.

İçimde bırakıp gitme isteği her şeyi. Ama her şeyi.. bir bavul bile istemiyorum yanımda. Bir bebek özleminde, bir bebeğin gözlerinde öylece yitmek istiyorum sadece. Kayra ve kinyas olmak istiyorum birazda.. zihnimin ölümünde yitmek yada normalleşmek yine zihnimin ölümünde.

Yazmaya bile yabancılaşıyorum. Orospu oldun iyice demişti bir arkadaşım, haklıydı sanırım. Gözlerim çukurada. İçimde hüzün ve kabulleniş halimin gerekliliğini. Öyle ya, ya akşamdan kalma güne yalınayak yürüyeceğim. Ya bir ipin ucunda ayık gençliğim!

Dünyaya yabancılaşıyorum gün geçtikçe ve insanlara ayrıca bi’ o kadar. İnsan fazla düşünmemeli diyorlar hani doğru! Düşünüp kurduğum ve hayal ettiğim kurallarım yada yaşam tarzımla o kadar farklıyım ki bu dünyadan ve insanlardan, eski kız arkadaşımın diyojen gibisin söylemini haklı çıkartmıyor değilim hani. En az onun kadar yabancıyım her şeye.

Toparlanmalıyım demek isterdim ama hayır. Beni ben yapıyorum pervasızlığım. İçim acıyor evet. Ama birazda acılar bileşimi değimliydi hayat? O halde yaşıyorum. Ve hep yaşayacağım. Daha yazsam yazılır yazı ama bir anlamı kalmaz. Zaten yitiyor yeteneğim durmadan, nefes almadan, an be an.. bitmeli.. bitti..

- rastladığım şarkı DİCEMİDİM/ÜŞÜYORUM

Uur